hakkımda sayfamı güncelledim. | "buraların görünümü yakında değişecek! hani beta derler ya ondan ;) - Giriş - Kayıt ol
Ana sayfa İletişim Besleme Wordpress

Mücahit Yılmaz

hikayenin en heyecanlı yeri

Eylül, 2008 için arşiv

hayallerim olmadan asla!

sevgili ortağım (hı? ne?) Mehmet Cihangir mimlemiş beni, hayallerimi sormuş. tam da buna benzer bir şeyler yazmak isterken isabet oldu.

yazılarımı okuyanlar bilirler, bir amaç uğruna çaba sarfediyorum ve başaracağıma inanıyorum. inanmak başarmanın yarısıdır derler ya, inanmanın yarısı da kurmaktır!

bir şeyi istiyorsanız henüz başarmamışsınız demektir. henüz mevcut olmayan ama arzulanan şey hayaldir. önce kurarsınız, sonra hayalinizi gerçekleştirmek için çalışırsınız. bir hayaliniz yoksa amacınız da yok demektir. o zaman çalışmanıza gerek olmadığını gönül rahatlığıyla söyleyebilirim. uğraşmayın boşuna.

niye kurarız? çünkü isteriz ama yoktur henüz. eğer sahip olursak ve/veya gerçekleştirirsek neler olacağını kurgularız. bu durum, insanın kendini motive etme biçimidir. böylece o amaç için çalışma verimimiz artar.

bu tanımları verdim çünkü denen şeye bakış açımı vurgulamak istedim. kurduğum hayalleri anlatırken beni daha iyi anlamanızı istedim.

beş - altı yaşlarımdaydım, bilgisayarla tanışmıştım. büyük merak uyandırmıştı bende ve ilgilenmiştim. biraz daha büyüdükçe biraz daha bilinçlenerek kurmaya başladım. o şeyi kullanarak büyük işler yapmalıyım dedim kendime. “bütün dünya tanımalı beni. işte bunu mücahit yaptı demeliler. ve o şey ülkeme, milletime faydalı olmalı. adımı duyurmalıyım ama ülkemin adını da duyurmalıyım. dünyadaki herkes bilmeli.”

o yaşlardaki bir çocuk için birkaç örnek vardı. vardı. güçlüydü ve dünya şampiyonuydu. boyu kısaydı ama en ağır halteri o kaldırıyordu. avrupa şampiyonu olmuştu. bütün büyük takımları yenmişti. penaltıyı attığında armasını öpmüştü. Taffarel penaltı kurtarınca armayı öpmüştü ve ağlamıştı. , , ellerini açıp dua ediyordu. ’ın kolu kırılmıştı ama mücadele ediyordu. ve o inanç ’ı şampiyon yapmıştı. avrupanın en büyüğü olmuştu.

vardı bir de rahmetli.. dünyayı gezerdi. bir çok ülkeye onunla gitmiştim. ekvatora gittiği program hala gözümün önünde. bir adımda kuzey yarımkürede, bir adımda güney yarımküredeydi. bir çok kez Japonya’ya gitmişti, televizyonda izlemiştim; bütün Japonya sokağa dökülmüş, dökülmekle kalmamış ellerinde Türk Bayraklarıyla Barış Abi’yi selamlıyorlardı. rahmetlinin konseri vardı orada. tüm salon gülpembeyi söylemişti. hepsi japondu, anlamıyorlardı sözlerini belki ama hepsi bir ağızdan “dağlar dağlar” diyorlardı. rahmetli kendini sevdirmişti, herkes onu ve ülkemizi öğrenmişti. ellerinde bayrağımız, dillerinde türkümüzü söyleyecek kadar sevmişlerdi.

de öyle olmalıydım! bunu Barış Abi de demişti. büyüyün ve benden sonra buraları gezmeye devam edin demişti. sanki bana demişti bunu. ve yıllar sonra bir yazısı yazarken şu hayatta beni en çok etkileyen kişinin o olduğunu farkedecektim.

benim seçtiğim alanda ise tüm dünyanın bildiği bir kaç isim vardı. en meşhuruydu. bir de denen bilgisayarların sahibi olan bir adam vardı. o bilgisayarlardan her yerde yoktu ama sahibi ünlü biri diyorlardı. bir çocuğun gözüne çarpan iki kişi. ama ülkemde yoktu böyle meşhur olan kimse. herkesin tanıdığı biri.. bu beni daha da hırslandırıyordu. başarılmış bir başarıyı elde etmek keyif vermez muzaffer olana. muzaffer olana derken, gerçekten zaferler kazananlara. ilk kez yapmaktadır keramet. o zaman keyiflidir.

1997 ve 1999′da iki kez yurtdışına çıktık ailece; almanyaya, münihe gidiyorduk babaannemin yanına. bu sefer de görecektim avrupayı, başka bir ülkeyi. üstelik gelişmiş bir ülkeyi. sağolsun bol bol müze ve şato gezdirdi. bir de aldı bana. ’te her yerde yolu vardı. sadece yol değil, insanların saygısı ve bisikletler için trafik kuralları hatta ışıkları vardı. çok fazla gezememiştim lisan bilmediğim için, korkmuştum ama yine de kendimce takılıyordum.

bir gün afgan bir çocukla tanışmıştım. bildiğim birkaç kelime ingilizce ile konuşmaya çalışmıştım. de bilmiyordum o da bilmiyordu zaten ingilizceyi. ama oynardık beraber. basket, futbol. konuşmasak da oluyordu. bir şekilde anlaşıyorduk. o benim ilk yabancı arkadaşımdı. adını bile bilmiyordum ama türkiye dışına çıkmıştım ve türkiye dışından bir arkadaşım olmuştu. mutluydum.

çocukluğuma indim farkettiyseniz. ama inandığım ve uğruna çabaladığım hayalimi o zaman kurdum . zerre kadar değişiklik yok hala. hala yatağıma yattığımda aynı hayali kuruyorum. aynı rüyaları görüyorum.

o büyük hayale ulaşmak için yapmam gereken bazı şeyler olduğunun farkındaydım. bir çocuk için iyi bir eğitim almak çok büyük bir kısmını teşkil ediyor zaten. bilgisayar mühendisi olmalıydım. bunun için yapmam gerekenler vardı. genelde plansızdım. veya olması gereken plana bağlı değildim. o amaca ulaşıyordum ama usülü bazen acı veriyor bazen çok kolay oluyordu. işte bu kısmı kaderdi. elimden geleni yapıyordum. bazen yanlış bazen doğru.. ama ülküme ulaşmak adına birşeyler yapıyordum. kısmetimse oluyordu, değilse olmuyordu. yapamayınca çok üzülüyordum ama kısmetim olmamasını sonradan anlıyordum. çünkü kazandığım bir boy küçük sonuçta daha hayırlı oluyordu.

ama bütün çocukluğum ve gençliğim bilgisayar mühendisi olma çabasıyla geçti. kazandım okulu ve bilgisayar mühendisi olma imkanını. ama bir şeyler ters gidiyordu işte. çalışmak için istek oluşmuyordu içimde. derslerimi umursamadığım oluyordu ama mesela bir etkinlik düzenleyecek olsam tüm gücümle çalışabiliyordum. kunduradan ayaklarım yara oluyordu ama yine de koşturuyordum. ama derslerde aynı azim yoktu.

sonra psikologumla tanıştım. o kısmı da bildiğinizi umuyorum, eski yazılardan okuyabilirsiniz. 3. seansta bana hayattaki amacımı sordu. son iki sene üzerinde çalıştığım web alanında projeler yapmak ve adımı duyurmak istediğimi söyledim. nasıl yani, açıkla biraz dedi. birkaç cümle kurduysam da saçmaladığımı farkedince sustum. bana bir kağıt hazırladı: vizyonumu, misyonumu, hedefimi, nasıl yapacağımı ve kendimi nasıl denetleyeceğimi yazmamı istedi.

işte o gün farkettim içinde bulunduğum durumu. hayallerim vardı evet. ama bu hayali en son ne zaman düşündüğümü düşündüm. bulamadım! üniversite yıllarında arıyordum, ama bulamıyordum. en son öss’ye çalışırken düşündüğümü farkettim. ve sonuçta başarmıştım. ama o günden sonra bu hayali tekrar kurmamıştım.

üzüldüm önce. dedim boşa geçirmişim yıllarımı. 3. sınıfa gelene kadar amacım uğruna birşey yapmadığım için suçladım kendimi. sonra başka birşeyi farkettim; aslında amacım uğruna çalışmaya devam etmiştim. derslerimin kötü olması benim amacımdan uzaklaştığımı göstermezdi! hatta bir çok kulüp, topluluk, dernek, kongre ve çalışma grubunda yer alıyordum. yani kendimi tanıtmaya başlamıştım. blogumla da bunu yapıyordum. yani çalışmak istediğim web alanında da adımı duyurmaya başlamıştım.

ama birşeyler eksikti. bursum eksikti, param noksandı, kendime güvenim neredeyse kalmamıştı. ama daha başka bir şeyler eksikti. sonra farkettim ki ortada birşey yok. hani kendimi tanıtıyorum ama yanlış yapıyorum. çünkü hayallerimi ortaya koyamıyordum. yani konuşuyordum ama boş konuşuyordum. icraat yoktu, tabiri caizse. kendimi tanıtacağım dünyaya ama ne ile? ortaya bir şey koymalıydım. halter kaldırıyordu. futbol oynuyordu. şarkı söylüyordu. ne yapıyordum? sadece konuşuyordum! peki bunun ülkeme ne faydası vardı? hiç!

işte o gün farkettim ki adımı duyuracağım bir olmalı. birşeyler üretmeliyim. başarılı olmak için sadece konuşmamalı, yeteneğimi ve inancımı ortaya koymalıyım. bir şekli şemali olmalı dedim. ülkeme faydalı olmalı dedim. şimdiye kadar bu sayede başarılı olmuştum. ama şimdi bu yüzden başarısızdım.

yazısını okuduğunuz bu adam gün geçtikçe hayaline daha çok yaklaşıyor. bu sefer üreterek. ürettiklerinden güç alarak. ürettiklerini paylaşarak. yakında onları da duyacaksınız…

elbette ki her şey güllük gülistanlık olmuyor. hatta olmamalı. çile çekmeden kazanılan zaferin manası yoktur, çünkü yolunda çekilen çile kutsaldır! hiç başarısız olmadan başarılı olan hiç kimse yoktur! işte bu yüzden sevgili , şimdi sıkıntı çekiyoruz ama buna değecek, göreceksiniz. yüzünüzü kara çıkarmayacağım inşallah.

sevgili okurlarım, sizlerin de farkında olmadan bile uğruna çalışacağınız hayaller kurmanızı diliyorum!

yok mu başka hayalim? vallahi yok. bunları gerçekleştirince zaten yeni hayaller kurmam gerekecek, yaşamaya devam edebilmem için.

az daha unutuyordum, de mimlemeliyim. çok sevgili arkadaşlarım, can dostlarım, kardeşlerim Fatih Aktürk ve Elif Yapar‘ı mimliyorum. hayallerime giden yoldan sapmamam için ellerinden geleni yapıyorlar ve ne olursa olsun beni destekliyorlar. onlar olmasa yapamazdım. çoğu zaman onların desteğiyle ayakta kalıyorum, düşersem de hemen arkamda onlar oluyor, kaldırıveriyorlar, sağolsunlar. biliyorum hayallerini ama yine de paylaşmalarını istiyorum. umarım kırmazlar beni. bir de hemşehri kıyağı geçeyim ve Esat‘ı mimleyeyim. bakalım onun hayalleri nelermiş.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Bu yazının etiketleri: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Sayfa başına dön

nüfus cüzdanı nasıl çıkarılır?

baştan söyleyeyim, acayip kolay çıkarılır. öyle böyle değil çok kolay. çıkarınca “bu mu yani?” dersiniz.

efendim çeşitli sebeplerden ötürü çıkarmanız gerekebilir. samsuna gittim geçen hafta günübirlik, noterde bir işim vardı. mı ankarada unutunca ankaraya gidip gelmekten daha kolay olacak diye yenisini çıkardım.

ihtiyacınız olacak şeyler:

  • herhangi bir
  • herhangi bir nüfus müdürlüğü (e-devletin gözünün yağını yiyim.)
  • 2 adet
  • muhtardan alınacak bir kağıt
  • 3 YTL
  • bilmeyenler için

öncelikle çıkarmak için bir belgeye ihtiyacınız var. bunun adı nüfus cüzdanı istek formu gibi bişeydi. hatırlamıyorum. edineceğiniz yer ise ınız. adrese dayalı nüfus kayıt sisteminde ankarada gözükmeme rağmen samsundaki mahallemizin ı bana bu belgeyi sağladı. ı tanıyordu, bilmiyorum etkisi var mı? her çıkarabiliyor mu bu istek kağıdını, tam olarak anlamadım. bizimki sorgusuz sualsiz yazdı, zannımca hepsi yazıyordur. çünkü o belgede o mahallede oturduğunuza dair bir kanıt istenmiyor. o mahalleden bir adres yazmanız gerekiyor. ev adresimi yazdım. kısacası bir şekilde o mahallede oturduğunuzu göstermeniz lazım. adrese dayalı kayıt sisteminden kontrol eden yok.

formu dolduruyorsunuz, bir adet resmi yapıştırıyorsunuz ve mühürlüyor. bu belge bu kadar. sonra bu belgeyi alıp herhangi bir ne gidiyorsunuz. nüfus cüzdanı çıkarılacak daireyi buluyorsunuz ki zaten bariz bir şekilde ortada oluyor. gidip belgeyi, bir adet daha ı veriyorsunuz. 3-5 dk içinde basıp, soğuk damgayı vurup 3 YTL karşılığında teslim ediyorlar. bu aşama sıra olmazsa 3 dk sürüyor.

yeni nızı güle güle kullanın.

dikkat edilmesi gerekenler:

  • eğer cidden kaybettiyseniz gazeteye ilan vermeli ve o gazeteyi saklamalısınız. kimliğinizi yolda bulan birisi kimliğinizi kullanarak adınıza şirket vs. kurmak suretiyle türlü yasadışı faaliyet göstererek canınıza okuyabilir. ilan verdiğiniz takdirde kimliğin geçersiz olduğunu kanıtlamış olursunuz.
  • benim gibi ihtiyaçtan çıkardıysanız eskisini güzelce imha etmelisiniz. seri numaraları farklı olduğu için bir geçerliliği kalmıyor. hatta olası kontrollerde şüpheli konumuna düşebilirsiniz.
  • TC Kimlik Numaranız nızda bulunmuyorsa mutlaka değiştirmelisiniz.

yakın zamanda çıkarmış olanlar bu süreci bilirler zaten. gayet kolaylaştı internet sayesinde ve baskının heryerde yapılabilmesi sayesinde. eskiden hatırlarım, birkaç hafta beklerdik. ayrıca el ile doldurulurdu. kaplama ve mühür için günlerce beklemek durumunda kalırdık. hey gidi yıllar…

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Bu yazının etiketleri: , , , , , , , , ,

Sayfa başına dön

Sonraki Yazılar »