her şey 4 yıl önce kazandığım üniversitemin bana dizüstü bilgisayar vermesiyle başladı. hemen msn olayına ilhâk ettik herkes gibi. sonra msn amca sağolsun spaces adını verdiği boş yerler verdi bizlere ki dolduralım. ona da başladık hemen tabii. içimizde var blogculuk. ki o zamanlar da yaklaşık ayda bir yazardım :)
bir süre sonra -ki bu birinci sınıfın sonlarına denk gelir- dertlendikçe içimi dökmeye başladım. babam da okumaya başladı. msn messengerda adımızın yanında parlayan zamazingolar var ya, onlara basmış olmalı babam. sonra baktım okuyor, arayıp birşeyler soruyor. dedim ki bu böyle olmayacak, spacede nasıl adam engellenir onun yollarını aramaya başladım. bu da msnin sosyal ağlaşma dönemine denk geldi. sadece izin verdiğim kişilerin görebilmesini amaçlayacakken salak gibi 200 kişiye “Mücahit seninle arkadaş olmak istiyor!” başlıklı mailler gönderdim. daha doğrusu yetki verdiğim kişilere mail atıyormuş kendisi. insan uyarır değil mi? kaç kişi geldi bana “zaten arkadaş değil miyiz?” diye. ayrıca muhabbet etmediğim, hoşlaşmadığım ama msn listemde bir şekilde bulunan insanlara da gitti o mail. zamanında baya sövmüştüm.
senelerden geçen sene de kendi domainimi aldım. stajda müdürüm Fuat Bey web 2.0 ı araştır dedi. o gün milat oldu. hayatımın kalan kısmını üzerine kurmaya çabaladığım uğraşım, zevkim oldu. kendi sitemi kurdum ve derhal wordpress kurarak blogumu devam ettirdim. wordpressten önce, staja başlarken blogspot denemem de oldu tabii ki. ama wordpress daha çok hoşuma gitti.
derken googleda da çıkmaya başladı mucahityilmaz.com. babam da düzenli aralıklarla adımı aratıyordu sanırım ki çok uzun sürmeden buldu. sonra telefon konuşmalarımızda bahsetmeye başladı. hayatımı bir şekilde takip ediyorlardı. ve ben nedense istemiyordum. bütün dünya okusun ama anam babam okumasın. sırf onlar okumasın diye yazmadığım zilyonlarca şey vardır.
e şimdi nerede kaldı web 2.0? hani nerede paylaşmak? paylaşırken adam kayıracak mıyız? facebook profilim facebooka üye olan herkese açık mesela. yurttaki oda numarama kadar. her yerde her şeyi paylaşıyorum da, anam babam niye mahrum kalsın?
şimdi şu sayfanın tepesinde “anne ben manyak oldum” yazıyor ya, annem aradı, sordu ne ayaksın diye. bir daha düşündüm, kendi maaşımla aldığım domain ve hostingdi. yani külliyen benim çöplüğümdü. ailem dahil kimseye hesap vermek zorunda değildim (Türk Telekom hariç, büyüksün abi..). o zaman istediğimi yazarım diye düşündüm.
istediğimi zaten yazarım da, yazdıklarım bana yol, köprü, baraj, bantgenişliği olarak geri döner mi? mesela arada bir cümlede küfür ettim diyelim. annem diyecek ki, “bey, bak bizim oğlan terbiyesiz olmuş!”. telefonda da fırça falan.. halbuki yaş 21 olmuş. doğrudan bir kişiye de sövmem kolay kolay. araya iki bok katsak ne olacak? kötü olacak. kaldı ki saygı denen de birşey var. anamın babamın yanında nasıl kötü konuşmuyorsam burda da konuşmamak gerekir mi? bu kontürpiyeyi hala çözemedim.
şöyle düşüneyim, burası benim takıldığım yer ve onlar buraya ziyarete geliyor. misafir umduğunu değil bulduğunu bulur. neysek oyuz. hatta belki de iyi bile olur. halimden vaziyetimden pek de haberleri yok zaten. çevremin genişliğinden, becerilerimden vesaire haberleri de yok. biraz da onları görmüş olurlar. ha bazen de kötü şeyler görecekler belki ama dediğim gibi, burası benim takıldığım yer. şu dünyada sadece benim olan tek yer belki de. o yüzden rahat olmalıyım.
gerçi artık blogları şirketlerden de okuyanlar oluyor. envai çeşit kariyer sitesindeki cvlerimde de yazıyor adresim. mesela blog konferansında M. Nuri Çankaya takip ettiğini belirtmişti (merhaba hocam! :) ). onlar için kötü bir izlenim olur mu diye de düşündüm, hayır hiç alakası olmamalı. “neysek oyuz” dedik ya, daha bile iyi böylesi. yapmacık bir şekilde sadece teknolojiden şundan bundan yazsam, beni tanımalarını sağlamaz ki bu blog.
hüzünlenince burada ağlarım, sevinince burada kutlarım, kızınca burada söverim, mesleğimle alakalı vaziyetleri buradan bildiririm. blog dedikleri böyle birşey değil mi?
bakın Barış Ünver‘e, adam hayatını saat saat yazdı, en iyi kişisel blog ödülünü aldı. her gün bir dünya ziyaretçisi var (şu çinlilerle caponların toplu olayına geliyo çoğu ama olsun :) ). adam teşhirci ama rankingler onda :) Nahnu dedi ki (yine blog konferansında) ben kafamdakini yazarım, wolkanca dedi ki o zaman para kazanamazsın. ama en iyi 2. kişisel blog olursun. bu işler böyle. ne kariyer manyağıyım, ne başkasını kandırırım (yazan kandırmış olmaz, söz meclisten dışarı. ben öyle hissederim sadece.). ben böyleyim.
ne güzel bir şarkı değil mi? sözleri de öyle sanırım..
Bazen daha fazladır her şey
Bir eşikten atlar insan
Yüzüne bakmak istemez yaşamın
O kadar azalmıştır anlam
bişeylerin fazla geldiğini hissederiz bazen. aslında severiz ama sıkar işte bir yerden sonra. yok sıkmaz aslında. ama bir süre onsuz olmak isteriz. yani istemeyiz de, ne biliyim işte.. yüzüne bakmak istemediğimiz olur. artık anlamı azalmıştır bizim için. aslında azalmamıştır. ama her şey olduğu ve/veya olmasını istediğimiz gibi değildir. sadece biraz onsuz olmak.. kötü bir niyet olmadan..
O zaman hemen git radyoyu aç bir şarkı tut
Ya da bir kitap oku mutlaka iyi geliyor
Ya da balkona çık bağır bağırabildiğin kadar
Zehir dışarı akmadan yürek yıkanmıyor
bu tür durumlarda ne yaparız? içimizi dökmek isteriz. aslında içimizi dökmek değil de.. nasıl desem? deşarj olmak isteriz. içimizi dökecek olsak zaten ona dökerdik. istediğimiz farklı bişey. belki avazın çıkana kadar bağırmak, belki de sadece kitap okumak. onsuz olmak.. yüreği arındırmak. akvaryumun suyunu değiştirmek gibi denebilir. balığınızı seversiniz ama onsuz kalmamak adına akvaryumun suyunu değiştirmezseniz hoş şeyler olmaz. o suyu değiştirmek aslında her iki tarafa da iyi gelir. bir süre onsuz olmak..
Ama fazla da üzülme hayat bitiyor bir gün
Ayrılıktan kaçılmıyor
Hem çok zor hem de çok kısa bir macera ömür
Ömür imtihanla geçiyor
ama herşeyin bir sonu var değil mi? sen o suyu değiştirsen de değiştirmesen de balık ölecek. ölümlü dünya, illa ki ölecek.. kısa ya da uzun sürecek, ama bitecek. bir nevi imtihan sanki? hiç bilmeyen de erken bitirir, en çok bilen de.. sadece kafasında emin değilsen uzatırsın süreyi. gerçi bu konudan alakasız oldu gibi oldu ama, olay böyle işliyorsa belki de alakalıdır?
Ben bu yüzden hiç kimseden gidemem gitmem
Unutamam acı tatlı ne varsa hazinemdir
Acının insana kattığı değeri bilirim küsemem
Acıdan geçmeyen şarkılar biraz eksiktir
o son geldiğinde geriye dönüp bakınca ne düşünürsün? güzeldi değil mi beraberken her şey? hiç ayrılmayacağız diyordunuz hatta? şimdi de hiç unutmayacağım diyosun, duyuyorum kalbini. ama ayrısın işte bak. hani balık? suyun üstünde cansız yüzüyor. olsun diyorsun, çok güzel şeyler yaşadık, güzel bir hazine bıraktı bana.
bir şarkı açıyorsun, bir de şarap. o’na içiyorsun. sana kattığı değerin kıymetini bildiğini ifade etme çabasındasın o’na içerken. şarkı da acıklı tabii. acıdan geçmeyen şarkı mı olur? bitti ama çok güzel şeyler bıraktı bana diyorsun.
Bir şiirden bir sözden
Bir melodiden bir filmden
Geçirip güzelleştirmeden can dayanmıyor
Yıldızların o ışıklı fırçası azıcık değmeden
Bu şahane hüzün tablosu tamamlanmıyor
şarkının sözlerini, sonundaki şiiri sahipleniyorsun. seni anlatıyor değil mi? sanki şu halini görmüş de öyle yazmış güftekar.. biraz da sen hüzün katıyorsun ambiansa, konsepte. o salak kavramlara işte. onunla kırlarda gece yarısı sohbet ettiğini hatırlıyorsun. bazen tek sigarayı paylaştığını hatırlıyorsun. biraz daha dramatize edip, daha çok şâd ettiğini sanıyorsun onun ruhunu. bir cenaze töreni sayılır ya hani bu, sen daha layıkıyla yapmak derdindesin. o yüzden kırlar, sigaralar. balık lan o. ne kırı ne sigarası?
Ama fazla da üzülme hayat bitiyor bir gün
Ayrılıktan kaçılmıyor
Hem çok zor hem de çok kısa bir macera ömür
Ömür imtihanla geçiyor
sanki bitmeyecek miydi diyorsun. ölümden gayrısı yalan diyorsun. candan erçetini de mi koysaydık şarkı kuyruğuna? sınavdan erken çıkmadı diyorsun. soruları bilmediğinden değil de, süreyi sonuna kadar kullanmak istediğinden erken çıkmadı diye kendini kandırıyorsun. ya da ben seni kandırıyorum. hep sen diye konuştum ama üzerine alınmadın inşallah?
Ben bu yüzden hiç kimseden gidemem gitmem
Unutamam acı tatlı ne varsa hazinemdir
Acının insana kattığı değeri bilirim küsemem
Acıdan geçmeyen şarkılar biraz eksiktir
gitti işte diyorsun ve ağlamaya başlıyorsun. her gözyaşında tatminkarlık katsayın ivmeli olarak artıyor sanıyorsun. şarkı zaten tekrar ediyor arkada. seni en iyi anlatan şarkıyı bulmuşken başka şarkıyı ne yapıcaksın? dönüp dursun o. sen de kırlarda sohbet et, sigaranı çek.. şaraptan da bir yudum daha al. acı çektiğine kendini iyice inandır. çakırkeyif de olmuşken tadını çıkar.
yarın sabah uyandığında, kimbilir, belki de yersin balığı? biter her şey. ne mazi kalır ne kırlar ne de sigaralar. yersin de şarabı meşrubat edip sigarayı üstüne yakarsın. hatırlamazsın. silersin. sindirirsin. bi de üstüne zıçarsın afedersin. sifonu da çektin mi tamamdır. şarkı da biter zaten o zamana.
gidip yeni balık alalım da akvaryum boş kalmasın. para verdik o kadar…
Nargile & İstanbul temasını Qwilm! teması üzerinde yaptığım değişikliklerle hazırladım. Temanın indirilebilir versiyonunu isteyenler benimle iletişime geçebilir.
Firefox 2.0.0.x ile denedim, çok da güzel çalıştı. IE ile muhtemelen geçinemez, denemedim. Firefox haricinde tarayıcı kullanmak bana saçma geldiği için herhangi bir düzenleme de yapmadım, umrumda değil açıkçası. Chrome da iyidir. onda embed playerlar bozuk çıkabilir. Ama düzelecektir zamanla..
Çözünürlük olarak da 1024*768 den büyük olmak üzere herhangi iki sayının çarpımında istediğim gibi görüntülenir. Sorun çıkarmaz (kime göre? neye göre?).
Bu sitede (web sayfasında, blogda, weblogda, güncede, günlükte, sahifede, her ne ise işte onda) yer alan tüm içerik bana aittir ve Creative Commons Attribution - Noncommercial 3.0 ( ) ile lisanslıdır. Bu lisans, kaynak göstermek kaydıyla içeriği istediğiniz gibi kullanabilmenizi sağlar. Tabi bir de lütfedip bana bir mail atarsanız, ya da yararlandığınız yazının pingback adresini kullanırsanız işime gelir. Sizden haberdar olurum. Hakkınızda kötü düşünmem.
Eğer bir motorsanız, yanlış anlamayın arama motoruysanız, sizi ilgilendiren şey şurada: sitemap.xml