hayaaat, beni neden yoruyosun?
Mücahit yazar kişisi, 5 Temmuz 2008 19:39 zamanında yazmış.
Kategorileri: gezi, vay başıma gelenler
Kalıcı bağlantı - Yazıcı dostu görünüm
geçenlerde bir gece kapıda kaldım. ev arkadaşlarım yoktu. kontörüm de olmayınca başımın çaresine bakmak durumunda kaldım.
saat 01.00 sularında fulyadaki evin olduğu bölgeden ayrıldım. halaskargazi caddesinden şişliye doğru yürümeye başladım. 7-eleven cafelerin 24 saat açık olduğunu biliyordum ve biraz oyalanır taksimde sabahı ederim diye düşündüm. güneş doğduktan sonrası zaten kolaydı.
osmanbey metronun oradaki 7-eleven’a geldim. saat 01.30 gibi bişeydi. daha erken diye biraz daha yürümek istedim. istedim lakin, travestileri görünce tırstım. hem güzeller, hem de çok kart sesliler. girdim oradaki cafeye. 45 dk kadar oturdum. arka masada da iki tane travesti konuşuyorlardı. kulak misafiri oldum. hayır, bildiğin dinledim.. modayı takip ediyorlardı valla. elbise falan konuşuyorlardı. vay anasını dedim..
sonra onlar gitti. ben de 15-20 dk daha oturdum. uyuklamaya başlamıştım ki dedim kalkıyım. hemen yakında bir çorbacı vardı. o da 24 saat açıkmış. sanki öğlen yemeği saati gibi de işlekti. en çok da taksi şoförleri vardı. orada da bir çorba içip yine 45 dk kadar oturdum. sonra oradan da çıktım.
afedersiniz, tuvaletim gelmişti. ama çorbacının gözle görülür bir yerinde yoktu. arkasındaki pavyona girmek işime gelmedi. 7-eleven a döndüm, sular kesik diye kapalı dediler. bir kaç restaurant daha gördüm 24 saat açık olan cinsten ama şişlide sular kesik diye hepsi tuvaleti kapatmıştı. bir taksici amca gördüm, ona sordum o kesin bilir diye. o da çağlayana git dedi. dedim gecenin o yarısı biraz çılgınca olmaz mı? evet olur dedi, istersen biz götürelim, istanbulda tuvalete taksiyle gittim dersin dedi. o an için gülsem de sonradan çok acıklı geldi bu bana nedense..
gitmedim tabi. taksime yürüdüm. taksime yakınlaşınca bir başka 7-eleven gördüm. ona girdim. önce tuvaleti sordum, açıktı. sonra bir ice tea aldım. bir saat kadar da orada oturdum. bu sefer biraz uyukladım ama dürtüp uyandırdılar. yoldan geçen manyak bir kadın para istedi. kadın manyak gibiydi çünkü paspal bir haldeydi. muhtemelen Türk değildi. muhtemelen diyorum çünkü hiç konuşmadı. hayat kadını da değildi göründüğü kadarıyla. içimi gıdıklayarak baktı sadece. vermedim para. biraz daha dolandı etrafta. ben de baktım uyuyacam, kalktım oradan. tam ben kalktım, nereden geldiyse 4-5 tane travesti gördü beni. başladılar laf atmaya. dedim yok olmaz falan ama pek dinlemediler. sonra başka birilerini gördüler de atlattım onları da. taksim’deki Anıt Büfe’ye girdim.
acıkmıştım, iki ıslak hamburger yedim. yarım saat de orada oturdum. alman iki adam geldi kahve içti. onlarla kısa bir muhabbetim oldu. bir konferansa gelmişler, gece 4′e kadar içmişler, şimdi de türk kahvesi içiyorlardı. orada otururken sabah ezanı okundu. çok şükür dedim, biraz sonra dışarı çıktım.
havada hafif bir mavilik oluşmuştu. istiklal caddesine girdim. pek sakindi. haftaiçi olduğu için normal karşılayarak yürüdüm biraz. birkaç resim çektim. bir tane çocuk geldi, kahvaltı parası istedi. “sokaklarda kalıyoruz abi, Allah rızası için..” dedi. güldüm tabi. sanki ben sıcak yatakta yattım da, sokakta kaldım diye para istiyo benden. bende olsa zaten ben sokakta kalmazdım.
tünel meydanında iki tane turist geldi yanıma. sultanahmet’e nasıl gideriz diye sordular. namaz vakti geçti dedim, anlamadı tabi. tam diyecektim şu aşşadan tramvaya bineceksiniz falan diye ki, dedim al sana atraksiyon.. tarif ettim yine, ben de o tarafa gidiyorum, beraber gidelim tramvaya kadar dedim. tamam dediler, yolda muhabbet ettik biraz.
çek cumhuriyetinden ilk kez gelen genç çiftimiz ayaklarının tozuyla taksime çıkmışlar. oradan da sultanahmete gidiyorlardı. türkiye - çek maçını hatırlattım :) o konuyu hiç açma dedi. biraz istanbulun güzeliklerinden bahsettim. yapmadan gitmeyin diye birkaç tavsiyede bulundum. galata kulesini gösterdim. tramvay durağına bıraktım.saat 05.30 olduğundan seferler başlamamıştı. onlar da teşekkür edip geri kalan yolu kendileri gidebileceklerini söylediler. iyi tatiller dileyip galata köprüsünde yürümeye başladım.
güneş daha doğmamıştı ama çamlıca tarafları kıpkızıl olmuştu. güneş doğmadan 10 sn önce ve 10 son sonra iki resim çektim. harika bir manzara yakaladım. hava da çok güzeldi ve onca yorgunluğa ve uykusuzluğa rağmen çok keyifliydim.
karaköy iskelesine gittim. ilk sefer 06.00 daydı. bindim vapura. her yeri yeni yıkanmıştı ve pırıl pırıldı. ilk kez o kadar erken saatte binmiştim. hemen güzel bir çay aldım. daha doğrusu ben çay aldım, çay zaten -her vapurda olduğu gibi- çok güzeldi :) boğazın, güneşin ve martıların tadını çıkararak kadıköye geldim.
sonra da 19F otobüsüne binerek kozyatağına geldim. bir börekçide kahvaltı yapıp işe gittim. öğlene kadar çalışabildim ama, öğleden sonra yemeğin de etkisiyle bir kaç kez uyukladığım oldu :) akşam da elifle buluştuk, saat 10 gibi düştüm yatağa..
başıma gelmeyenin kalmadığı şehr-i dersaadet-i stanbul’daki maceralarıma bir yenisi eklenmiş oldu. çok da fena değildi :)
sabah ezanına kadar yapacak bir şey bulabilirseniz kesinlikle tavsiye ediyorum. eğer yapacak bir şey yoksa da kesinlikle tavsiye etmiyorum.
yeni maceralarda görüşmek üzere…
ha unutmadan; çektiğim resimler haritadaki lokasyonlarıyla birlikte flickrda..
Bu yazının etiketleri:
19f,
7-eleven,
anıt büfe,
ben,
çamlıca,
çay,
çorba,
elif,
fulya,
galata,
gece,
gündoğumu,
ice tea,
iş,
ıslak hamburger,
istanbul,
istiklal caddesi,
karaköy,
manzara,
moda,
osmanbey,
para,
şişli,
sultanahmet,
taksim,
turist,
türk kahvesi,
vapur
Sayfa başına dön
Mücahit yazar kişisi, 10 Haziran 2008 13:24 zamanında yazmış.
Kategorileri: blog
Kalıcı bağlantı - Yazıcı dostu görünüm
hani hep konuşuyoruz ya bloglar önemli, artık güç bizde falan diye, hakikaten öyleymiş azizim.
“psikolog istiyorum!” diye bir yazı yazmıştım. o yazıyı yazmamdan yaklaşık bir buçuk ay sonra (mart sonunda) bir e-posta aldım. ofisi istanbulda bulunan bir psikolog gönüllü olarak tedavi edebileceğini bildirdi. çok sevindim tabiî ki. ama o zaman diliminde ankarada olduğumdan gidememiştim.
bildiğiniz gibi bir ayı aşkın süredir istanbulda staj yapıyorum. istanbula geldikten sonra aradım, randevu aldım. üstüne bir de ilk terapiye gittim. genel olarak anlattım sorunlarımı, bir kaç test uyguladık. bu haftasonu ikinci seansa gideceğim.
e-postayı ilk aldığımda ben de inanamamıştım. bloguma bir yazı yazıyorum, onu okuyan birisi gönüllü olarak tedavi etmek istiyor. üstelik yaklaşık yirmi yıllık doktor ve referans da gösteriyor ve çalıştığı ofisin iletişim bilgilerini de veriyor. acaba altından bir numara çıkar mı çekincesiyle gittim ama gayet de bildiğiniz psikologdu.
blog dedikleri gerçekten güçlü bir şeymiş. şaşkınlıkla karışık bir gurur duyuyorum, blogumu seviyorum. bedava tedavi yapan psikolog diye tanıtıp zilyonlarla muhattap etmemek adına ofisin ve doktorun adını vermiyorum.
sadece isteyin, gücünüzün farkına varın, çiğneyin sizin de olur diyorum…
Bu yazının etiketleri:
ben,
blog,
e-posta,
istanbul,
psikolog
Sayfa başına dön
Mücahit yazar kişisi, 13 Mayıs 2008 12:01 zamanında yazmış.
Kategorileri: bilişim, etkinlik, iş hayatı
Kalıcı bağlantı - Yazıcı dostu görünüm
yahu şu Blog Konferansı‘na ve Blog Ödülleri törenine katıldım da, utandım vallahi. orada o kadar insan tanıyorum. çoğu da beni tanıyordu. ama ben 2-3 haftada bir yazıyorum. hoş olmuyor böyle. daha sık yazmak lazım.
o zaman birkaç kelam edeyim madem. öncelikle Eray Endeş‘i ve Mehmet Nuri Çankaya‘yı tebrik ediyorum. gerçekten başarılı bir organizasyondu. ilk olması açısından gayet tatmin ediciydi. bir tek ödüller fasondu, ama önümüzdeki yıllarda o mevzunun da çözüleceği inancındayım. hemen akabinde Barış Ünver‘i, Volkan Yılmaz‘ı, Erhan Yakut‘u, Hakan Demiray‘ı, Bünyamin Ayar‘ı ve Okan Yüksel‘i aldıkları ödüllerden ötürü tebrik ediyorum. Okan’ınki hariç zaten takip ettiğim bloglardı ve bu kategorilerde ödül almayı hakettiklerine inanıyordum. Okan’la da konferansta tanıştık. konferanstan sonra da Okan, Levent Özen ve hüseyinle birlikte ortaköyde kumpir yiyip çay içerekten sarı kırmızı boğaz köprüsü izledik (birazdan geleceğim o konuya da). Volkan Yılmaz’la (nam-ı diğer wolkanca) ilk kez karşılaşmıştık o da güzel oldu. bilahare bir akşam kendisiyle nargile içmek de isterim ki bunu ona da söyleyeceğim zaten.
hah az daha unutuyodum, Tunç Kılınç, süper adamsın. İlk fırsatta üniversitemde bir söyleşiye katılması için çabalayacağım. oturum yönetme tarzı da çok hoşuma gitti, yapacağım etkinliklerde hep aklımda olacak.
evet o akşam Galatasaray da şampiyon oldu. fenerin yenilmesi ve beşiktaşın 10 dakikada 4 gol atması şaşırtıcıydı. maça gidecektim normalde, ama hem işteyken bilet alamadım, hem de zaten 25.000 kişilik stadda 300.000 kişi bilet almaya çalışmış. zaten alamazmışım. karaborsaya da para vermek istemedim.
o gün öyle biterken, pazar günü de oldukça keyifliydi. sevgili Ufuk Kılıç ile birlikte önce Moda’da belediyenin tesislerinde kalamış manzarasına karşı nargile içtim, akabinde güzel bir boğaz turu yaptık. ha bu arada, şu turyol motorları da çok gürültülü oluyor. kafa kazan gibi oldu inene kadar. bambiden yediğim kaşarlı dürümün tadı da hala damağımda :)
pazartesi yine iş başladı. hayat rutin akışına devam etti. pazartesi akşamı astoria alışveriş merkezini gezdim. çok gereksiz olmuş. zaten boştu içerisi. burger king de olmasa aynen çıkacaktım dışarıya. yemeği de orda halledip eve geldim.
şu bloga daha çok zaman ayırmalıyım. güya tasarımda oynamalar yapıp son şeklini verecektim, betalıktan kurtaracaktım. bir de Levent Özen ile giriştiğimiz proje var ki, yakında duyarsınız zaten…
şimdilik hoşçakalın.. 2-3 haftaya kalmaz tekrar yazarım… (resmen vedalaştım lan.. o kadar az yazıyom işte..)
Bu yazının etiketleri:
bambi,
blog,
blogkonferansi,
etkinlik,
galatasaray,
iş,
istanbul,
kumpir,
moda,
nargile,
ödül,
ortaköy,
site
Sayfa başına dön
Mücahit yazar kişisi, 27 Nisan 2008 21:08 zamanında yazmış.
Kategorileri: blog, dostlarım, etkinlik, gezi, iş hayatı
Kalıcı bağlantı - Yazıcı dostu görünüm
yahu çok zaman oldu yazmayalı. ama hiç zaman bulamadım. kısa bir özet geçeceğim yazmadığım zamanda başıma gelenler konusunda.
efendim 11 nisanda Microsoft Üniversite Lansmanı üniversitemde yapıldı. Yerel organizasyondan sorumluydum, MS Türkiye Genel Müdür Yardımcısı Cemal Akyel’in ifadesiyle, sorunsuz bir şekilde tamamlandı.
12 nisanda Türk Blog Yazarları Ankara Buluşmasını gerçekleştirdik sevgili Barış’ın emeğiyle. ayrıntılı bilgiyi Barış’ın sayfasından ve diğer arkadaşların sayfalarından edinebilirsiniz: [1][2][3][4][5][6][7][8][9][10][11]
20 nisanda finallerim bitti. 21 nisanda urfaya gidecektik, gezi iptal oldu. o arada da staj yerimle ilgili bir kaç problem yaşadığım için samsuna da gidemedim ve 1 haftalık sömestr tatilim ankarada boş bir şekilde geçti. gerçi sonunda staj yerim ayarlandı. onunla ilgili yazıyı yarın ilk işgünümün ardından yazacağım.
zorlu geçen final dönemini atlattım. şimdi 8 ağustosa kadar istanbulda çalışacağım. sevgili elifle aynı şirkette çalışacaktık ama kısmet değilmiş öyle olmadı. şimdi hiç değilse aynı şehirdeyiz. beraber bolca zaman geçireceğiz. gerçi hesapladığım kadarıyla görüşmeyi planladığım kişi sayısı 50 civarında ama bir şekilde olacak artık :)
bu arada istanbuldaki blog yazarları toplantılarına da katılmaya çalışacağım. bu ankarayı sattığım manasına gelmez. her an ankaraya atlayıp gidebilirim. belki organizasyonunda yer almam ama katılmaya çalışırım.
işte böyle efenim. blog dediğini insanlar günlük yazar, ben aylık yazıyorum anasını satayım. ama yazıcam artık. istanbulda yazacak şey de bulurum zaten. geçen seneki yazılarımı okuyanlar bilir.
yarın işim hakkında birşeyler yazacağım, şimdilik hoşçakalın. hazır istanbuldayken görüşmek isteyen olursa yandaki iletişim formunu kullanabilirsiniz.
hah az daha unutuyordum, ilk defa biri benim karikatürümü yaptı ve beni çok mutlu etti.
işte o karikatür:

ve işte kaynağı: Gayri Ciddi. bu arada şunu da vurgulamadan geçemeyeceğim ki, abi demişsin bana eyvallah gözümsün, ama ben 21 yaşındayım :) hayır, tipten yaşlı gözüküyorum o yüzden insanlar yaşlıyım zannediyor. Otopsiraporu’na tekrar çok teşekkür ediyor, sevgilerimi sunuyorum.
Bu yazının etiketleri:
ankara,
ben,
blog,
elif,
gezi,
iş,
istanbul,
karikatür,
microsoft,
sınav,
site,
türk blog yazarları
Sayfa başına dön
Mücahit yazar kişisi, 12 Mart 2008 19:52 zamanında yazmış.
Kategorileri: blog, etkinlik
Kalıcı bağlantı - Yazıcı dostu görünüm
ve beklenen buluşma gerçekleşiyor efendim. istanbulda birkaç kez toplanan Türk Blog Yazarları bu sefer Ankara’da buluşuyor. sevgili Barış Ünver‘in önayak olduğu ve elimden geldiğince yardım etmeye çalıştığım organizasyonumuz 12 Nisan 2008‘de bahçelievler Seyir Cafe‘de gerçekleşecek. Özel Seyir Odası‘nda daha önce bir kaç kez arkadaşlarla toplanmıştık. Odayı beğendiğim için kullanmayı önerdim Barış’a, o da kabul etti.
Ankara’daki blog yazarlarının bir araya geleceği, paylaşımlarda bulunacağı ve -inanıyorum ki- dostlukların kurulacağı bir toplantı olacak. yazılarını severek takip ettğimiz blogcuların fiziki bedenlerini de görmüş olacağız :) ve oraya gelenler benim (Barış’ın sandığı gibi) 30-40 yaşında olmadığımı görecekler :)
buluşmaya katılacak olanlar, sayı çıkarmamız ve gelecekleri tespit etmemiz açısından ilgili facebook iventine kayıt yaptırırsa, veya Barış’ın sayfasına yorum yazarak katılacağını bildirirse seviniriz. gelemeyecek olanlar da biz oradayken bize ping atsınlar :)
tekrarlıyorum, yaşasın blog yazarlığı!!!
Bu yazının etiketleri:
ankara,
blog,
facebook,
istanbul,
seyir cafe,
türk blog yazarları
Sayfa başına dön
Sonraki Yazılar »