Mücahit Yılmaz

geliyorum, görüyorum, yenicem.

Süleyman Sarıtaş 1952 – 2008

20 Kasım 2008

çok yoğun, ancak güzel etkinliklerle geçen günlerimin arasında acı bir haber vermek durumundayım. kendimi buna mecbur hissediyorum.

Süleyman Sarıtaş

saygıdeğer, çalışkan ve tecrübeli dekanımız, TOBB ETÜ’ye kurulduğu günden itibaren büyük katkı sağlayan, “Ortak Eğitim” dediğimiz staj programımızın gelişmesinde kusursuz payı olan, sert ama sevecen yapısıyla bize babalık eden kıymetli hocamız Süleyman Sarıtaş’ı kaybettik. üstelik yine bizim için çalışırken Hakk’ın rahmetine kavuştu. ortak eğitim yapılacak şirketlerle görüşmek için gittiği istanbuldan dönerken, ankaraya 30 km kala geçirdiği trafik kazası sonucu ağır yaralandı ve ibn-i sina hastanesine kaldırıldı. ancak daha fazla direnemedi ve gözlerini yumdu.

kendilerinden aldığımız tek ders MÜH 100 (Mühendisliğe Giriş) idi. bölüme yeni başladığımızda, 1. sınıf 1. dönemde almıştık bu dersi. tabi o zamanlar bize anlattığı mühendisliğin temel bilgilerini pek anlamasak da geçen zaman içinde, son sınıfa yaklaşırken anımsıyor ve ne kadar doğru olduğunu düşünüyorduk.

kendileriyle kişisel diyalogum da kuvvetliydi. üniversitenin desteğiyle katıldığım etkinliklerin çoğunda kendisinin güvenini kazanmış olmam ve çabalarımı faydalı görmesinin, beni desteklemesinin etkisi büyüktü. En son olarak Akademik Bilişim 2008′e şahsi izni ve rektörümüzü iknasıyla katılmıştım. Ayrıca 4. Bilgisayar Mühendisliği Öğrencileri Kongresi’nde kullanmak üzere bir videosunu çekmiştim. o videoda da beni can-ı gönülden desteklediğini kendisi ifade etmişti. her sorunumuzda ve her yardım isteyişimizde elinden geleni yapmıştı. öğrencilerini dinleyen, yeni üniversite olması sebebiyle karşılaşılan sorunlarda öğrencilerine arka çıkan, önce onların menfaatini düşünen ve böylece bizi zor durumda bırakmak istemeyen ender hocalardandı.

kısacası üzerimizdeki emeği çok fazlaydı. bu yazıyı okuyacak olan okul arkadaşlarım abartı görebilirler ancak, durup düşündüğümüzde dediğim her kelimenin tamamen doğru olduğunu farkedeceklerdir. kendisine başvurup da sorununa çözüm bulamayan arkadaşımız var mıdır, bilemiyorum.

20 kasım 2008 perşembe günü önce okulumuzdaki törenle kendisine veda edeceğiz, ardından kocatepe camiinde öğlen namazına mütakip son görevimizi yerine getireceğiz. kendileriyle aynı gün vefat eden MHP milletvekili Gündüz Aktan’ın da cenaze namazı kocatepede kılıncakmış. umarız bir aksilik olmadan vazifemizi yerine getirebiliriz.

eğer mühendis olacaksak kendilerinin emeğini asla unutmayacağız, hayatımızın kalan kısmında öğrettiklerini uygulayacak ve kalbimizde yaşatacağız.

Allah rahmet eylesin, başımız sağ olsun, Allah ailesine ve dostlarına sabır versin.


istanbul’da bir gece nasıl sabahlanır?

05 Temmuz 2008

geçenlerde bir gece kapıda kaldım. ev arkadaşlarım yoktu. kontörüm de olmayınca başımın çaresine bakmak durumunda kaldım.

saat 01.00 sularında fulyadaki evin olduğu bölgeden ayrıldım. halaskargazi caddesinden şişliye doğru yürümeye başladım. 7-eleven cafelerin 24 saat açık olduğunu biliyordum ve biraz oyalanır taksimde sabahı ederim diye düşündüm. güneş doğduktan sonrası zaten kolaydı.

osmanbey metronun oradaki 7-eleven’a geldim. saat 01.30 gibi bişeydi. daha erken diye biraz daha yürümek istedim. istedim lakin, travestileri görünce tırstım. hem güzeller, hem de çok kart sesliler. girdim oradaki cafeye. 45 dk kadar oturdum. arka masada da iki tane travesti konuşuyorlardı. kulak misafiri oldum. hayır, bildiğin dinledim.. modayı takip ediyorlardı valla. elbise falan konuşuyorlardı. vay anasını dedim..

sonra onlar gitti. ben de 15-20 dk daha oturdum. uyuklamaya başlamıştım ki dedim kalkıyım. hemen yakında bir çorbacı vardı. o da 24 saat açıkmış. sanki öğlen yemeği saati gibi de işlekti. en çok da taksi şoförleri vardı. orada da bir çorba içip yine 45 dk kadar oturdum. sonra oradan da çıktım.

afedersiniz, tuvaletim gelmişti. ama çorbacının gözle görülür bir yerinde yoktu. arkasındaki pavyona girmek işime gelmedi. 7-eleven a döndüm, sular kesik diye kapalı dediler. bir kaç restaurant daha gördüm 24 saat açık olan cinsten ama şişlide sular kesik diye hepsi tuvaleti kapatmıştı. bir taksici amca gördüm, ona sordum o kesin bilir diye. o da çağlayana git dedi. dedim gecenin o yarısı biraz çılgınca olmaz mı? evet olur dedi, istersen biz götürelim, istanbulda tuvalete taksiyle gittim dersin dedi. o an için gülsem de sonradan çok acıklı geldi bu bana nedense..

gitmedim tabi. taksime yürüdüm. taksime yakınlaşınca bir başka 7-eleven gördüm. ona girdim. önce tuvaleti sordum, açıktı. sonra bir ice tea aldım. bir saat kadar da orada oturdum. bu sefer biraz uyukladım ama dürtüp uyandırdılar. yoldan geçen manyak bir kadın para istedi. kadın manyak gibiydi çünkü paspal bir haldeydi. muhtemelen Türk değildi. muhtemelen diyorum çünkü hiç konuşmadı. hayat kadını da değildi göründüğü kadarıyla. içimi gıdıklayarak baktı sadece. vermedim para. biraz daha dolandı etrafta. ben de baktım uyuyacam, kalktım oradan. tam ben kalktım, nereden geldiyse 4-5 tane travesti gördü beni. başladılar laf atmaya. dedim yok olmaz falan ama pek dinlemediler. sonra başka birilerini gördüler de atlattım onları da. taksim’deki Anıt Büfe’ye girdim.

acıkmıştım, iki ıslak hamburger yedim. yarım saat de orada oturdum. alman iki adam geldi kahve içti. onlarla kısa bir muhabbetim oldu. bir konferansa gelmişler, gece 4′e kadar içmişler, şimdi de türk kahvesi içiyorlardı. orada otururken sabah ezanı okundu. çok şükür dedim, biraz sonra dışarı çıktım.

havada hafif bir mavilik oluşmuştu. istiklal caddesine girdim. pek sakindi. haftaiçi olduğu için normal karşılayarak yürüdüm biraz. birkaç resim çektim. bir tane çocuk geldi, kahvaltı parası istedi. “sokaklarda kalıyoruz abi, Allah rızası için..” dedi. güldüm tabi. sanki ben sıcak yatakta yattım da, sokakta kaldım diye para istiyo benden. bende olsa zaten ben sokakta kalmazdım.

tünel meydanında iki tane turist geldi yanıma. sultanahmet’e nasıl gideriz diye sordular. namaz vakti geçti dedim, anlamadı tabi. tam diyecektim şu aşşadan tramvaya bineceksiniz falan diye ki, dedim al sana atraksiyon.. tarif ettim yine, ben de o tarafa gidiyorum, beraber gidelim tramvaya kadar dedim. tamam dediler, yolda muhabbet ettik biraz.

çek cumhuriyetinden ilk kez gelen genç çiftimiz ayaklarının tozuyla taksime çıkmışlar. oradan da sultanahmete gidiyorlardı. türkiye – çek maçını hatırlattım :) o konuyu hiç açma dedi. biraz istanbulun güzeliklerinden bahsettim. yapmadan gitmeyin diye birkaç tavsiyede bulundum. galata kulesini gösterdim. tramvay durağına bıraktım.saat 05.30 olduğundan seferler başlamamıştı. onlar da teşekkür edip geri kalan yolu kendileri gidebileceklerini söylediler. iyi tatiller dileyip galata köprüsünde yürümeye başladım.

güneş daha doğmamıştı ama çamlıca tarafları kıpkızıl olmuştu. güneş doğmadan 10 sn önce ve 10 son sonra iki resim çektim. harika bir manzara yakaladım. hava da çok güzeldi ve onca yorgunluğa ve uykusuzluğa rağmen çok keyifliydim.

karaköy iskelesine gittim. ilk sefer 06.00 daydı. bindim vapura. her yeri yeni yıkanmıştı ve pırıl pırıldı. ilk kez o kadar erken saatte binmiştim. hemen güzel bir çay aldım. daha doğrusu ben çay aldım, çay zaten -her vapurda olduğu gibi- çok güzeldi :) boğazın, güneşin ve martıların tadını çıkararak kadıköye geldim.

sonra da 19F otobüsüne binerek kozyatağına geldim. bir börekçide kahvaltı yapıp işe gittim. öğlene kadar çalışabildim ama, öğleden sonra yemeğin de etkisiyle bir kaç kez uyukladığım oldu :) akşam da elifle buluştuk, saat 10 gibi düştüm yatağa..

başıma gelmeyenin kalmadığı şehr-i dersaadet-i stanbul’daki maceralarıma bir yenisi eklenmiş oldu. çok da fena değildi :)

sabah ezanına kadar yapacak bir şey bulabilirseniz kesinlikle tavsiye ediyorum. eğer yapacak bir şey yoksa da kesinlikle tavsiye etmiyorum.

yeni maceralarda görüşmek üzere…

ha unutmadan; çektiğim resimler haritadaki lokasyonlarıyla birlikte flickrda..


kimim ben?

selam! ben mücahit, 23 yaşında bir bilgisayar mühendisiyim. yeni nesil web uygulamaları ile ilgileniyorum. bir gün istanbul'a kavuşmak hayaliyle samsun'da yaşıyorum. devamı...

takip edin, yetişin!



facebook'ta beğenin!
resmi web sitem

ayrıntılı özgeçmişim, projelerim, portfolyom ve diğer sosyal ağ profillerim:
http://www.mucahityilmaz.com.tr

mücahit'in soulside

(music & video & photo)*blog:
http://mucahit.in

aramaya inanın!

google ile bağlanın
kullanım şartları

Bu sitede (web sayfasında, blogda, weblogda, güncede, günlükte, sahifede, her ne ise işte onda) yer alan tüm içerik bana aittir ve Creative Commons Attribution - Noncommercial 3.0 ( Creative Commons License ) ile lisanslıdır. Bu lisans, kaynak göstermek kaydıyla içeriği istediğiniz gibi kullanabilmenizi sağlar. Tabi bir de lütfedip bana bir mail atarsanız, ya da yararlandığınız yazının pingback adresini kullanırsanız işime gelir. Sizden haberdar olurum. Hakkınızda kötü düşünmem.

Eğer bir motorsanız, yanlış anlamayın arama motoruysanız, sizi ilgilendiren şey şurada: sitemap.xml

tasarım

hele bir bitireyim de tamamını, ayrıntılı bilgi vereceğim. şimdilik bilmeniz gereken temanın neredeyse tamamı bana ait. framework olarak kullandığım tema şu, tepedeki kımıl kımıl şeyin adı da parallax. özel teşekkür: huseyin.im (jquery sensei)