08 Şubat 2010
merhaba sevgili okurlarım. 2 aylık aranın ardından tekrar beraberiz. bu yazıyı geç yazmamın iki makul sebebi var: birincisi, yeni temamı bitirmeyi bekledim. umarım beğenmişsinizdir. ufak tefek eksikleri var hala ama daha fazla bekleyemedim. ikinci sebebim de; başlığa “yeni bir iş, yeni bir ev, yeni bir şehir” sözlerini ekleme ihtimalini sevmiştim, kısmet değilmiş. yılbaşından hemen önce birkaç görüşme yapmıştım, hala olumlu ya da olumsuz cevap vermeyen çalışmayı çok istediğim bir yer var ama umudum kalmadı artık. 1.5 ay oldu zaten, daha da olmaz herhalde.
şimdi bir 2009 değerlendirmesi yapacağım, akabinde 2010′dan beklentilerimi yazacağım. bunu neredeyse 1.5 ay geç yapıyor olmamdan utansam bile hiç bir şey için geç değildir demek istiyorum.
b.k gibiydi çok afedersiniz. berbattı vallahi. tamamen cepten yediğim bir yıl oldu. bir arpa boyu yol alamadım. hedeflerimden hiçbirini gerçekleştiremedim. olumlu gözüken gelişmeleri de arka planda hünerli ellerimle büyük ölçüde mahfettim. hala resmen mezun olamamam, okulun uzaması ve bir senet daha imzalamam, şirket planlarının suya düşmesiyle birlikte 8 aylık bir süreç boyunca piyasada iş aramam aklıma gelen ilk örnekleridir. bunların yanında yine sevdiğim insanlardan kaybettiklerim oldu. ama daha çok sevdiğim yeni insanlar da oldu. kaybede kaybede öğreniyorum bu işi de.
tek sorun kaybettiklerimin boyutu artıyor. bazen diyorum ki “zaten sevmemiş onlar seni, sen sevdiklerini çok büyütmüşsün gözünde”; bazen de diyorum “bir şeyler yapmalı, geri getirmeli, unutmamalı, o güzel günleri, anılarla gönülleri hoş tutmalı, ayırmamalı”. ama şunu da yaşayınca öğreniyor insan: gitmek isteyenin ipini çözeceksin. kalırsa senindir, giderse hiç senin olmamıştır. bakalım, ipler çözüldü, çin seddine kadar yolu var gidici gözükenin. kalmak da gitmek de onun tercihi, ben her zamanki gibi sevdiğimle kalırım, Allah rızası için olan sevgi ile, aşk ile değil.
nitekim giden de oldu, sonra geri gelince bizi beğenmedi falan. saçma sapan şeyler. şu internet sektörü daha yeni yeni oluşuyor ya, bunun sağlam olabilmesi için eski dostlukların inşaat demiri gibi kullanılması lazım bence. ama yurdum insanının hatta benim bile gözümüz öyle döndü ki, herkes birbirinin kuyusunu kazıyor. kimse kimseye güvenmiyor. tek tesellim hala bir kaç hatırlı adam var ortada, ve ellerinden geleni yapıyorlar.
efendim benden bahsediyorduk, 2009′da o denli cepten yedim ki, hayatımın kalan kısmında 1 seneden çok daha fazla bir süre bu seneki hatalarımı telafi etmeye gidecek. çok fazla insana söz verdim ve sözümü çok yüksek oranda tutamadım. insanlara söyleyecek bahanem kalmadı. kimisi bahane değil, gerçek ama buna ben bile kendimi inandıramıyorum çoğu zaman.
söz verip de tutamadığım tüm insanlardan burada özür diliyorum. sizler de biliyorsunuz ki bir gün geçecek bu sıkıntılarım. ben buna gönülden inanıyorum ve bu sayede hala ayakta durabiliyorum, tebessüm edebiliyor hatta bazen kahkaha bile atabiliyorum. “sonunu düşünen kahraman olamaz” düşüncesi kadar uçmasam da sonuç olabilecek her şeyi düşünen adamdan da bir numara çıkmayacağını bildiğim için elimden geldiğince akışına bırakıyorum olayları. dua ediyorum ve çözmek için çaba sarfediyorum. 2009′un tamamı bu şekilde dipten düze çıkmak uğraşısı ile geçtiği halde ben daha da dibe battıysam ve bu durum karşısında pes etmeyip hala inancımı koruyorsam, mutlaka başaracağımdır. yine Allah hayırlısını versin, bizim için hangisinin daha iyi olduğunu ancak o bilir. ama ben üzerime düşeni yaptığıma inanıyorum. elbette daha özverili olabilirim ama hiç dertsiz tasasız, laylaylom bir hayatım da yok. o yüzden bu ikisinin birbirini tolere etmesini diliyorum.
efendim 2009′dan hatırımda kalacak ve unutulmayacak olan iyi şeyleri saymadan kapatmayayım bu bölümü. öncelikle profesyonel hayatıma müdür olarak başlamam ilginç bir deneyim oldu. sevgili erkut ile birlikte çalışırken çok müdürlük bir iş yapmadım ama esprileri bile güzeldi. çocukluğumdan beri “müco”dan başka takma isim sahibi olmamış ben, böyle güzel bir takma isme sahip olmuştum. çok mutlu oldum.
ayrıca internet ve blog yazarları derneği‘mizi kurduk. işler planladığımız gibi gidiyor. dernekçilik gelenekselleşmiş bir yapı ve uzun zamanda taşların yavaş yavaş oturması daha sağlıklı sonuçlar üretiyor. o yüzden işlerimizde çok da acele etmiyoruz. hatta şahsım adına ben son 6 aydır ankara dışında ikamet ettiğim için arkadaşlarıma nazaran daha az emek harcadım. ayrıca şu anda dernek yönetim kurulunda olan insanların hepsi biliyorum ki hayatımın kalan kısmında bana aynen böyle bu dostlukla eşlik edecekler. Allah hepsinden razı olsun.
ha bir de bu sezon okulu bitirmeye epey yaklaştım. hatta benim gözümde bitti sayılır. çünkü o cübbeyi giyme şerefine nail oldum. kepin püskülünü de sağdan sola attık, daha ne olsun. yaşasın robert kolej ile yurdumuza girmiş latin kültürü! ama güzel böyle ben şikayetçi değilim. 3. kez mezun oldum bir okuldan ve 3. kez cübbe giydim. daha da giyesim yok açıkçası. belki 50 yaşıma geldiğimde hayattan bir beklentim kalmazsa üniversitede tecrübelerimi anlatma fırsatı bulurum, belki o zaman giyerim. onun haricinde hiç ihtimal vermiyorum kendime. çok bile okudum.
son olarak da iş aradığım 8 aylık süre zarfında piyasayı ve sektörü çok yakından tanıdım. girdiğim her mülakat, katıldığım her toplantı bana çok şey öğretti. birazdan bahsedeceğim üzere bunlara blogda sıklıkla yer vereceğim artık.
2010′dan tek bir beklentim var! 2011 geldiğinde ben 3 ay sonra ne yapacağımı biliyor olmak istiyorum. yıllardır günü yaşıyorum, geçiştiriyorum, atlatıyorum hayatı. düzenli işlerimin sayısı çok az, onlar da ameliyat gibi ciddi sağlık mevzuları. onların haricinde uzun zaman zarfında planlayıp da yaptığım hiçbir şey yok. 2010′da bu düzene kavuşmayı istiyorum öncelikle.
şimdi blogun temasından da anlayabileceğiniz gibi içten içe istanbul’a büyük bir aşk besliyorum. aklım fikrim orada. küçük bir ev tutup kendi hayatımı yaşamak istiyorum. 8 yıllık yatılı okul hayatı ve 1 yıllık öğrenci evinden sonra 14 yaşımda çıktığım baba ocağına 22 yaşında dönmek hiç kolay bir şey değil. karşılıklı çeşitli sıkıntılar yaşıyoruz. ama en nihayetinde aileyiz, bu durumu bozan bir gelişme yok, olamaz da. sadece ben kendi alışkanlıklarımla kendi hayatımı yaşamak istiyorum. ki bu iş için gayet ideal bir yaşta olduğumu düşünüyorum.
ama!
efendim ben iş aramaktan, başkalarından medet ummaktan, rica minnet görüşmelerden, ne olacak bu memleketin hali sektörün hali sansürün hali demekten ziyadesiyle sıkıldım. aylardır insanları bekliyorum. iş ilanlarına başvuruyorum, cevap bekliyorum. mülakata çağırıyorlar, sonuç bekliyorum. şirketlerde rutin aksilikler çıkıyor, yine ben bekliyorum. artık bu durumdan çok sıkıldım. bildiğiniz gibi değil.
benim 2009 hedefim, 2009 nisanında şirketimi kurmuş olmaktı. üniversitedeki bitirme projemin üzerine çalışacak, şirketleşecek ve aç kalma hatta batma pahasına girişimciliğin tadını çıkaracaktım. kısmet olmadı, vardır bir hayır diyorum. ama bu sefer ertelemek istemiyorum.
samsun’da bir bilişim şirketi kurmayı düşünüyorum. samsun piyasasını oldukça iyi araştırdım, yerli firmalarla görüştüm, müşterileri dinledim, yapılan işleri inceledim. ve anladım ki samsun’da yapılacak çok iş var. şirket kurmak isteyenlerin yaşadığı klasik sorun olan sermayeyi hallettiğim takdirde hiç affetmeyip direkt şirket kuracağım.
bu konuda beni durduran, düşündüren tek şey ise, samsun’da uzun süre kalmak istemeyişim. 6 aydır zor duruyorum, 2 seneyi gözüm hiç kesmiyor. ama şirket kurarsam en az 2 sene burada kalmam icap eder. ben o kadar dayanabilir miyim, bilmiyorum. zaten okulda da bir kaç sınava gireceğim, onların da sonucunu bekleyebilirim bu kararı vermek için. şu an sadece pazar analizi yapıyorum, maliyet çıkarıyorum vs. araştırma safhasındayım.
2010′da yapmak istediğim diğer bir şey ise artık bir düzenli ilişki yaşamak. şu yaşa geldik, elimiz ele değmedi. artık zamanı geldi de geçiyor. yaşıtlarım evlendi çoluk çocuğa karıştı. iş bulamayışım ve istanbul’a gidemeyişim de bunu olumsuz etkiliyor. şu anda istanbul’da olsam, hayat çok daha değişik bişey olabilirdi :)
evet şimdilik diyeceklerim bunlar. temaya çok uğraştım, inşallah beğenirsiniz. o resimler fotoşortu beceremediğim için değil, ben öyle istediğim için ayrı ayrı garip gurip duruyorlar. böylece farklı yöreleri tek ekrana sığdırdım, onların da mouse ile hareket etmesini sağladım. tema hakkındaki tüm ayrıntılı bilgiyi yakında bir yazı ile açıklayıp temayı dağıtacağım. başta da dediğim gibi, halen ufak tefek sorunları var. bitirince sayfanın en altındaki tasarım kutusundan söylerim.
şimdilik hoşçakalın canlar. bilişim sektörünün kirli yüzünü buradan anlatmaya devam edeceğim.
17 Kasım 2009
şu genç yaşımda ve 3 günlük kariyerimde mesleğimi icra edebileceğim her ortamda çalışmıştım, biri hariç: bir reklam ajansı! çok şey öğrendiğim bir deneyim oldu, kendimi gözden geçirmeye karar verdim.
aslında her şey 1 ay önce benfarkliyim.com domaininin boş olduğunu farkedip satın almamla başladı. dedim elbet bir işe yarar. 1 hafta kadar sonra ise young guns agency projesinden haberdar oldum. başvursam mı diye düşünürken samsunda çalışarak para kazanamayacağımı ve zaman kaybettiğimi farkettim. dedim, belki istanbul’a gitmeme vesile olur. ailemden de icazeti alınca başvurdum: ttp://www.benfarkliyim.com/

bize sunulan 4 markadan biri olan “ben”i seçtim. projenin teması iş arayan birinin reklam yapmak istemesi, ve bu reklamı planlamak için bir konkur düzenlemesiydi. buradaki önemli nokta konkurun da bir reklam olmasıydı. bu proje ile ilk 25 kişi arasına seçildim ve project house ofisinde düzenlenecek olan atölye çalışmasına katılmaya hak kazandım.
apar topar hazırlanıp istanbul yoluna düştüm. cumartesi sabahı da maslak sun plaza‘da bulunan project house ofisinde hazır bulundum. daha önceden resimlerini gördüğüm ofis elbette ki harikaydı.
young guns’ın ne amaçla kurulduğunu kısmen bildiren brief verildi. dendi ki: young guns nedir, nasıl çalışır, ne yapar, marka yöneticisi müşterilere anlatmak üzere hazırlanın. internet yok, bilgisayar yok, sadece boş kağıtlar ve kalemler var. 25 kişiye ikram edilen keklerin altlarında grup isimleri vardı, oluşturulan 5 gruba kurayla girmiş olduk. yani ekip arkadaşlarımızı kaderimiz belirledi. cumartesi sabah 10′dan pazar saat 14′e kadar da süre tanındı.
yani verilen case şuydu:
bir reklam ajansında, yaratıcı ve eğlenceli ortamda, 4 rakip gruba karşı tanımadığın 4 grup arkadaşınla rakiplerin ne yaptığını bilmeden ve öğrenmek için politika uygulamadan, herkesin birbirinin kuyusunu kazmak isteyeceği, ama herkesin birbirinin yüzüne güleceği, yıldırma stratejisi güden misafirler eşliğinde, en yaratıcı ve doğru tanıtım şeklini sadece (internet olmadan) kağıt ve kalem ile 29 saat içerisinde üretmek ve sunmak.
yani bir nevi efor testi!
takım arkadaşlarımın arasında evvelden tanıdığım kimse yoktu. hatta birbirini tanıyan kimse yoktu. önce birbirimizi tanımaya çalıştık. sonra neler yapılabileceğini tartışmaya başladık, derken gruptan bir kişi ortamın umduğu gibi olmadığını söyleyerek ayrılacağını söyledi ve 4 kişi kaldık. tahmin ettiğim gibi deadline a 3 saat kala karar verdik ve nihai çalışmaya şekil verdik. sunum yapacak olan 4. grup olmamızdan ötürü kazandığımız bonus süre ile işimizi bitirdik ve provamızı yaptık. sonra sunum için ‘ağır’ bir kadronun önünde bulduk kendimizi. akabinde de vedalaşıp ayrıldık.
young guns bir gençleştirme operatörü olsun dedik. markaların genç kitleler için alt markalar oluşturmalarını sağlamak ana hedefimizdi. bunun yanında daha farklı yaş gruplarına hitap eden markaları bu iş alanına kaydırmak ve tüm markaları gençlerle buluşturmak da diğer faaliyet alanlarımız olacaktı. fikir grup arkadaşım medeni yiğit’ten geldi. büyük bir kısmını o çekip çevirdi. ben dijital alanların kullanımına yönelik fikirlerimle katkı sağlamaya çalıştım. diğer arkadaşlar da fikri zenginleştirmek için çaba harcadı. tabi bu süreçte onlarca fikir çöp oldu. son 3 saate kadarki çalışmalar da çok büyük oranda boşa gitti. ama young guns ın tanımını yapmamıza ve birbirimizi tanımamıza yardımcı oldu.
en önemli kısım burası. zira atölye çalışması sonunda seçilen 13 kişi arasına giremedim. beklediğim sonuçtu. kazanan kişiler de büyük ölçüde beklediğim kişilerdi. onlar için de bizim için de hayırlısı olsun.
ben teknik altyapım ve liderlik deneyimlerimi, yaratıcı fikirlerimle birleştirerek ajans ortamında başarılı olacağımı düşünmüştüm. yazılım şirketlerinden ve kurumsal yapıdan nispeten farklı olan, kreatifliğin ön plana çıktığı bu ortam çalışmayı sevdiriyor sevdirmesine ama, kısıtlı zamanda mümkün olduğunca çok fikir üretmek gerekiyor. işte burada çok sıkıntı yaşadım. kesinlikle zeki olduğumu düşünüyorum. zaman zaman aklıma gelen çok yaratıcı fikirlerle başarılı olabiliyorum. üniversitede bilgisayar topluluğu için mousepad tasarlayıp öğrencilere dağıtmak ve web2.0write projeleri bunlara örnektir. hatta bir tane daha var ki ne olduğunu söylesem her şey çok daha farklı olabilirdi. bunlar icraate döktüklerim tabii. bir de düşünüp yapmadıklarım var.
ama ben orada bunların hiçbirini gösteremedim. konuyla ilgili olarak aklıma yalnızca bir fikir geldi. o 29 saatlik süreçte yalnızca bir fikir bulabildim. o şahane ortamda, o güzel insanlarla beraber kafa patlatırken malesef hiç üretken değildim. buna sebep veya bahane bile bulamıyorum. moralim son derece yerindeydi, heyecan ya da stres de yoktu. gider gitmez maruz kaldığım önyargı kökenli yanlış anlaşılma bile keyfimi bozmamıştı. amma ve lakin ben hiç bir şey üretemedim orada. grupları gezen danışmanların ve marka yöneticilerinin yanında da sessiz kaldım. sunumda da çok az şey konuştum çünkü çok az şey yaptım.
aklıma gelen tek fikir, bu ajansın ustalarla çırakların bir araya gelmesi sonucu oluşmasına vurgu yapmak ve gençliğin heyecanı ile ustaların deneyimlerinin sentezinden ortaya çıkacak reklamların çarpıcı ve hatasız olacağını markalara sunmaktı. hatta bir çocuğun büyüyüp evlenecek duruma gelmesi, bir kekin hazırlanıp sunuma hazır hale gelmesi, bir bitkinin dikilip meyve verecek duruma gelmesi gibi tasvirlerle zenginleştirmek istedim. ancak grup arkadaşlarımdan hiçbiri bu fikre sıcak bakmayınca ısrar etmedim.
bir fikrim olmayınca grubu da yönetemedim. fikir sahibinin grubu yönlendireceği belliydi. hatta bu yüzden tüm gruplarda kimse kimsenin fikrini beğenmedi. ama bu durumun sonucunda liderlik vasıflarının hiçbirini taşımayan birisi yüzünden ben de kendimi ifade edememiş oldum. mesela sunum için prova yaparken kişiler kendi bölümlerini söylemekte zorlandığında “neyse ben söyleyeyim bu kısmı” diye diye sunumun büyük kısmını üstlenmiş oldu. sunumda kötü gözükmemek için kabul etmekten başka çaremiz yoktu ancak lider olan kişinin ekibi motive etmesi gerekirdi. hadi o yapmadı bunu, benim buna müdahale etmem gerekirdi. ben bu yeteneğe sahip olduğum için yer aldığım her oluşumda yönetici oldum. insanları yönlendiren, cesaretlendiren kişi oldum. ama bu tecrübeyi icraata dökemeyince hata yaptım.
ayrıca, mühendislik ilkelerini kullanmaya çalıştığımda yer yer sıkıntılarla karşılaştım. grubumda uygulayamamakla birlikte, kafamda da oturtamadım. verilen input ve outputlara göre bir pattern geliştirmem gerekiyordu ki algoritmam şekillensin. ancak o patternı oluşturabilmek insanı reklamcı yapıyormuş. yine de büyük oranda uygulanabileceğini düşünüyorum. ben yapamadım ama başkası olsa yapabilirdi. ya da başka zaman olsa ben de yapabilirdim. çünkü aynen bu yöntemle ilk tura hazırlandım ve başarılı oldum.
yer yer grup arkadaşlarımın bu mühendislik ilkelerini anlamadığını farkettim. normal karşılasam da en azından bir kısmını gruba enjekte edebilmeliydim. bunu dahi yapamayınca bu başarısızlık benim için kaçınılmaz oldu.
peki hiç bir şey kazanmadım mı? çooook şey kazandım. yukarda tanımladığım case ile çalışma deneyimini hayatım boyunca unutmayacağım. reklamcıların neden ofislerini eğlenceli yapmaya çalıştıklarını, kısıtlı zamanda yaratıcı olmanın zor olduğunu, tanımadığın ve menfaat ilişkisine sahip olduğun kişilere bile fikrini anlatamadığında müşteriye karşı hiç etkili olamadığını, ne kadar kalifiye olursan ol kendini doğru pazarlamadığında değersiz olduğunu, yalnızca kendi fikirlerini değil başkalarının fikirlerini de geliştirebilmek gerektiğini, plazada çalışıldığında hava almak için zilyon türlü kapıdan geçildiğini, internetten tanıştığın insanların kendi seslerini duyunca çok acayip bir his olduğunu öğrendim.
şu anda kafamda sorguladığım şey ise bir reklam ajansında (ki project house içlerinde en iyi ofise sahip kanımca) çalışmanın bana uygun olup olmadığı… bunun için yeterince tecrübem olmadı çünkü bu şartlar tam olarak bir ajans ortamı değildi. nedeni yazının gerisinde:
gelelim ajansa…
öncelikle fikir ve proje harika. project house ekibine can-ı gönülden teşekkür ediyorum. unutulmaz bir deneyim oldu. lakin bazı yanlış gördüğüm ve/veya daha iyi olabileceğini düşündüğüm şeyler de yok değil. dileğim odur ki projecy house da, sonraki nesil young guns adayları da bunları dikkate alsın.
öncelikle brief kötüydü. briefin veriliş şeklini de eleştirmiştim orada, çok farklı ajanstan çok farklı brief bekliyordum. konu olarak young guns’ın reklamını yapabileceğimizi tahmin etmiştim elbette ama brief olduğu sonunda söylenen bir sunum biraz klişe oldu. gerçi diğer eleştirilerim yanında bu biraz ukalaca kalıyor. çok da önemli olmayan kusur bu.
asıl mesele şu: biz bir kuyuya taş attık, siz çıkarın dendi. hedef müşteri kitlesi belirtilmedi. marka tanımı verilmedi. marka amacı net olarak verilmedi. gruplar oluşturulurken kura çekilmesi çok ama çok yanlıştı. case açısından iyi bir yöntemdi, sınamak için yeni bir parametre üretiyordu ama yaratıcılığın sınanması açısından kötüydü. çünkü bir reklam ajansında herkes creative ekipte yer almıyor. tasarımcısı var, developer var, marka yöneticisi var, art direktörü var, reklam yazarı var, proje yöneticisi var, planlamacısı var, ajans yöneticisi var. ve bir kişi bu rollerden en fazla 3′ünü oynar. daha fazlasını kaldırmaz. ama bizden tanımadığımız kişilerle ortak fikirler üretmemiz istendi ve bunun yaratıcılığı ölçeceği söylendi. ama siz demediniz ki young guns sadece bir creative ekip olacak, sadece fikir üretecek. sonra sunumda sordunuz, ajansta hangi rolde olmak istersiniz diye. stratejik planlama deyince gülüp geçtiniz. hatta bunu açıklayacağım sırada konu fenere gelince araya da kaynadım. ama bahane ürettiğim düşünülmesin diye konuşmaya ısrar etmedim. böylece grubun dandik elemanı ihalesi bana kaldı, ama hak ettim, şikayetçi değilim.
ne yapacağı bilinmeyen, biliniyorsa bile adaylarına anlatılmayan ajansın şeklini çizmemiz istendi. en doğru şekli çizen değil en çok taslak çizenler başarılı oldu. umarız sonraki dönemlerin young guns adayları daha şanslı olur.
ben lisemin de, üniversitemin de ilk öğrencilerindenim. yeni bir oluşuma iştirak etmekten hiç çekinmedim, aksine kendimi gösterme fırsatı bulacağım için tercih ettim. yolları çizilmemiş bu oluşumlarda çokça yollar çizdim. ama bu sefer ilk düzlükte kaza yaptım, yarıştan erken düştüm. her zaman dediğim gibi bunda da bir hayır vardır diyorum. başta grup arkadaşlarım medeni yiğit, ismail can tekin ve ışıl kocaoğlan’a; o 25 kişi arasında yer alan birbirinden güzel insanlara, young guns agency danışma kuruluna, ziyaretleriyle bizi mutlu eden o ince insanlara, son olarak da project house yöneticilerine ve haricen Tunç Kılınç’a çooook teşekkür ederim. mükemmel ve unutulmaz bir deneyimdi, iyi ki katılmışım, iyi ki o havayı solumuşum, iyi ki hatıra olarak beynime kazımışım. umarım bu insanlarla hayatımın geri kalan kısmında güzel yerlerde tekrar karşılaşırım.
İŞTE O İNSANLAR:

selam! ben mücahit, 23 yaşında bir bilgisayar mühendisiyim. yeni nesil web uygulamaları ile ilgileniyorum. bir gün istanbul'a kavuşmak hayaliyle samsun'da yaşıyorum. devamı...
ayrıntılı özgeçmişim, projelerim, portfolyom ve diğer sosyal ağ profillerim:
http://www.mucahityilmaz.com.tr
(music & video & photo)*blog:
http://mucahit.in
Bu sitede (web sayfasında, blogda, weblogda, güncede, günlükte, sahifede, her ne ise işte onda) yer alan tüm içerik bana aittir ve Creative Commons Attribution - Noncommercial 3.0 (
) ile lisanslıdır. Bu lisans, kaynak göstermek kaydıyla içeriği istediğiniz gibi kullanabilmenizi sağlar. Tabi bir de lütfedip bana bir mail atarsanız, ya da yararlandığınız yazının pingback adresini kullanırsanız işime gelir. Sizden haberdar olurum. Hakkınızda kötü düşünmem.
Eğer bir motorsanız, yanlış anlamayın arama motoruysanız, sizi ilgilendiren şey şurada: sitemap.xml
hele bir bitireyim de tamamını, ayrıntılı bilgi vereceğim. şimdilik bilmeniz gereken temanın neredeyse tamamı bana ait. framework olarak kullandığım tema şu, tepedeki kımıl kımıl şeyin adı da parallax. özel teşekkür: huseyin.im (jquery sensei)



















