Mücahit Yılmaz

geliyorum, görücem, yenicem.

sosyal ağlardan dostluklara

22 Nisan 2009

her şey msn spaces ile başladı. sonra blogger ve wordpress geldi. sonra ek servislerle paylaşımlarımız arttı ve yeni insanlar tanıdık. sonra sektörel etkinliklerde yüzyüze tanıştık ama iş ilişkisi gibi oldu, samimiyete ulaşamadık. ama o elektriği aldık birbirimizden ve başka fırsatlar yarattık. sonra ilişkiler dostluklara dönüştü.

bu güne kadar bu samimiyetin doruk noktasında olan iki etkinliği bilirim. birisi Tunç‘un nevizade eğlencesiydi, diğeri blog yazarları mangalı oldu. bu iki buluşma her şeyin bir kenara bırakılıp beraber vakit geçirmek ve tanışmak, sevmek için en güzel fırsatlardı. nevizadeye gitmedim ama mangala katıldım.

gördüm ki insanın içindeki iyi niyet ve insanlık her şeyin önüne geçebiliyor. sevgili Can ve Şehnaz Paçacı çiftiyle tanışmamız bunun son örneği oldu. daha önce hiç tanışmadığımız, konuşmadığımız bu kişileri Elif‘le paylaşıp evlerimizde ağırladık. şehirdışından gelen diğer arkadaşları da Ömer evinde misafir etti. bildiğimiz kadarıyla misafirler de ev sahipleri de bu işten çok mutlu oldu.

elbette başka örnekleri de vardı. internet üzerinden tanışıp iş kuran, dostluk kuran, ilişki kuran çok sayıda tanıdığım insan var. huyum kurusun ben de sevilen bir insanım, sevenlerimden Allah razı olsun, daha bir çok dostumu internet üzerinden tanıdım. ama ilişkilerimizi internetle kısıtlı tutmadık; dertlerimizi, vaktimizi, tecrübelerimizi, sevgilerimizi paylaştık. birbirimize yardım ettik. zor günlerimizde destek olduk vs. hatta benim sadece blog yazılarıyla psikolog bulduğumu, yorum yazan kişilerle görüştüğümü falan da biliyorsunuz.

yani diyorum ki her yeniliği teknolojiyi özümüzce kullanmasını bildik, hayatımızı sanallaştırmadık. 10 yıl sonra pisişik güçlerle anlaşacak bile olsa yine özümüz aynı kalacak ve yürekten seveceğiz insanları..

her şey böyle güzel giderken elbette üzücü olaylar da yaşıyoruz. yine internet üzerinden tanıdığım, etrafımdaki bir çok insan tarafından da çok sevilen bir arkadaşım bizden uzaklaşmaya çalışıyor. telefonlara cevap vermiyor, internet üzerinden tüm irtibatı kesecek hamlelerde bulunuyor. biz dostluğumuzu bir fiziki yapıya büründürdüğümüzü düşünürken o soyutlamaya çalışıyor. halbuki yaşadıklarımızla biz o bölümleri çoktan atlamıştık. birbirimizi gerçekten çok sevmiştik. bildiğim kadarıyla zor günler geçiriyor ama bizlerden destek almak varken sırtını dönmesi hiç yakışmıyor. yardım edeyim, onun için bir şeyler yapayım istiyorum ama ulaşamıyorum. Allah hayırlısını versin…

bir de ünlülerin internet kullanma sevdası başladı ki olaylar iyice boka sardı. gerçek mi değil mi anlayamıyoruz ki; takdir edelim ya da eleştirelim. biz interneti bile gerçek samimiyete dönüştürebilen insanlarız, bu yüzden onlara inanmıyoruz. bu yüzden bizimle gelip tavla atmadığı sürece inanmayacağız malesef. ve onlar bu ortamı mecra olarak görmeye devam edecek. iyi niyetli olsalar bile yaşanmışlıklarıyla o seviyeyi sağlayabileceklerinden hiç umudum yok. dolayısıyla ağızlarıyla kuş da tutsalar biz inanmayacağız, sevemeyeceğiz. diye düşünüyorum ben…

biraz konu bütünlüğü sağlayamadım gibime geldi. normalde böyle dağınık yazmam bilirsiniz, affedin beni. zira hem mutlu hem kederliyim, halet-i ruhiyem bundandır.

siz siz olun, insanları sevin. sanal da olsalar, gerçek de olsalar…


dayan yalnızlığım

16 Nisan 2009

insanoğlunun kaderidir bir topluluğa tâbi olmak. hiç bir ademoğlu tek başına yaşayamaz. çünkü muhtelif ihtiyaçları olur, bunları tek başına karşılayamaz. robinson cruise bile bir gün kurtulup kavuşacağı insanların umuduyla hayatta kalmıştır (eğer robinson denen herif gerçekse tabii).

insanlar başka insanlara neden ihtiyaç duyarlar? bu sorunun bir sürü cevabı var nitekim aklınıza geliyordur. şüphesiz ki bunların içinde en önemlisi sevmektir.

her insan birilerini sevmek ister. ve en güzel tarafı insan istediğini sevebilir. bu konuda bir kısıtlama söz konusu değil. istersen 4 tane karısı olan adama aşık olursun, istersen türkan şoray’a. istersen babandır tek sevdiğin, istersen teyzenin kızı aylin. nitekim kendi cinsine ilgi duyanlar bile olduğunu düşünürsek sevmek çok kolay ve özgür bir duygu.

ama insan evladının bu şekilde özgürce elde edemeyeceği, hatta çalışarak da elde edemeyeceği tek şey başka biri tarafından ‘sevilmek‘tir. çok iste, çok çalış, ışınlanmayı bulur, evin arka bahçesine keops piramiti dikersin. yellenerek ikiz kuleleri yıkar, tek mermiyle istediğin canı alırsın. ama ne yaparsan yap, bir insanın seni sevmesini sağlayamazsın, eğer o seni sevmek istemezse…

kimse tarafından sevilmeyen insan hiç görmedim şu 3 günlük hayatımda. o yüzden “kimse beni sevmiyor” söylemi de katiyyetle gerçek değildir.

şimdi ben yalnızım diyeceğim, yukarıda deminden beri anlattığım şeylerin hepsini bir kenara atmış olacağım. kendimle çelişeceğim. ama yalnızım!

yalnızım, çünkü beni sevenlerin sevgileri bana yetmiyor. doyumsuzluk değil benimkisi, umduğunu bulamamak. her seferinde tekrarladığım gibi harika bir ailem ve harika dostlarım var elbette ama kalbimin yarısını verebileceğim, hayatımı paylaşabileceğim, sevgisiyle gözümü kör edecek bir sevgilim yok. kalbinin yarısını alabileceğim, hayatını paylaşabileceğim, sevgimle gözünü kör edebileceğim bir sevgilim de yok.

olmak zorunda mı? değil. kısmet işi bu işler.. Allah nasıl takdir ederse öyle olur. 22 yılım yalnız geçtiyse vardır bunun bir hikmeti, yaradanın bir bildiği..

ama sıkıldım yalnızlıktan. doyasıya sevmek, doyasıya sevilmek istiyorum. içimden geldiği gibi, karşımdakini incitmeyeceğimden emin olarak, sakınmadan sevmek istiyorum. bunu yapabileceğim kimsem yok.

bu konu nereden mi esti? 22 nisanda mezuniyet balomuz var ve ben beraber gidebileceğim bir bayan arkadaş bulamadım. peki neden bulamadım? çünkü herkesin eşi/kavalyesi var. bunca yıldır yalnız yaşamışım, orada o ortamda sap gibi tek başıma olmak istemiyorum.

bir diğer sorun da artık hemen herkesin sevgilisi var. tüm yakınlarımın bir sevgilisinin olması demek, onların artık en yakını olmamam demek. bu da biraz üzüyor beni. elbette kimsenin mutluluğunda gözüm yok ama gün geçtikçe daha da yalnız kalıyorum. sevdiğim insanların mutlu olması beni onlardan da çok mutlu ediyor ama daha da çok yalnız bırakıyor. daha fazla şeyi yalnız yapmak zorunda kalıyorum, her zaman arayıp da ulaşamıyorum, bana daha az vakit ayırmalarına itiraz edemiyorum. ve malesef bu da bu doğanın bir kuralı. benim de sevgilim olsa dostlarıma daha az vakit ayırırdım. onları daha da yalnız bıraktığımı düşünür müydüm, bilmiyorum. sanmıyorum da. öyle olsa beni de bir düşünen olurdu.

o değil de bir kez daha içimi döktüm. hem de böyle bir mevzu ile. son zamanlardaki blogger tartışmalarını da göz önüne alacak olursam bu benim blogger gömleğimi(?) zedeleyebilir. olmadı bunalım pantolonumu(?!) giyer, adımı taşıyan bu adreste ve bu blogda takılmaya devam ederim.

zaten yalnızlık benim canımı acıtan


 önceki 1 2 sonraki
kimim ben?

selam! ben mücahit, 23 yaşında bir bilgisayar mühendisiyim. yeni nesil web uygulamaları ile ilgileniyorum. bir gün istanbul'a kavuşmak hayaliyle samsun'da yaşıyorum. devamı...

takip edin, yetişin:

resmi web sitem

ayrıntılı özgeçmişim, projelerim, portfolyom ve diğer sosyal ağ profillerim:
http://www.mucahityilmaz.com.tr

mücahit'in soulside

(music & video & photo)*blog:
http://mucahit.in

aramaya inanın!

google ile bağlanın
kullanım şartları

Bu sitede (web sayfasında, blogda, weblogda, güncede, günlükte, sahifede, her ne ise işte onda) yer alan tüm içerik bana aittir ve Creative Commons Attribution - Noncommercial 3.0 ( Creative Commons License ) ile lisanslıdır. Bu lisans, kaynak göstermek kaydıyla içeriği istediğiniz gibi kullanabilmenizi sağlar. Tabi bir de lütfedip bana bir mail atarsanız, ya da yararlandığınız yazının pingback adresini kullanırsanız işime gelir. Sizden haberdar olurum. Hakkınızda kötü düşünmem.

Eğer bir motorsanız, yanlış anlamayın arama motoruysanız, sizi ilgilendiren şey şurada: sitemap.xml

tasarım

hele bir bitireyim de tamamını, ayrıntılı bilgi vereceğim. şimdilik bilmeniz gereken temanın neredeyse tamamı bana ait. framework olarak kullandığım tema şu, tepedeki kımıl kımıl şeyin adı da parallax. özel teşekkür: huseyin.im (jquery sensei)