Mücahit Yılmaz

geliyorum, görücem, yenicem.

bir reklamcılık deneyimi: young guns agency

17 Kasım 2009

şu genç yaşımda ve 3 günlük kariyerimde mesleğimi icra edebileceğim her ortamda çalışmıştım, biri hariç: bir reklam ajansı! çok şey öğrendiğim bir deneyim oldu, kendimi gözden geçirmeye karar verdim.

dikkat, uzun yazı!

aslında her şey 1 ay önce benfarkliyim.com domaininin boş olduğunu farkedip satın almamla başladı. dedim elbet bir işe yarar. 1 hafta kadar sonra ise young guns agency projesinden haberdar oldum. başvursam mı diye düşünürken samsunda çalışarak para kazanamayacağımı ve zaman kaybettiğimi farkettim. dedim, belki istanbul’a gitmeme vesile olur. ailemden de icazeti alınca başvurdum: ttp://www.benfarkliyim.com/

younguns_logo

bize sunulan 4 markadan biri olan “ben”i seçtim. projenin teması iş arayan birinin reklam yapmak istemesi, ve bu reklamı planlamak için bir konkur düzenlemesiydi. buradaki önemli nokta konkurun da bir reklam olmasıydı. bu proje ile ilk 25 kişi arasına seçildim ve project house ofisinde düzenlenecek olan atölye çalışmasına katılmaya hak kazandım.

young guns ilk 25

young guns ilk 25

apar topar hazırlanıp istanbul yoluna düştüm. cumartesi sabahı da maslak sun plaza‘da bulunan project house ofisinde hazır bulundum. daha önceden resimlerini gördüğüm ofis elbette ki harikaydı.

project house kapısı

project house kapısı

young guns’ın ne amaçla kurulduğunu kısmen bildiren brief verildi. dendi ki: young guns nedir, nasıl çalışır, ne yapar, marka yöneticisi müşterilere anlatmak üzere hazırlanın. internet yok, bilgisayar yok, sadece boş kağıtlar ve kalemler var. 25 kişiye ikram edilen keklerin altlarında grup isimleri vardı, oluşturulan 5 gruba kurayla girmiş olduk. yani ekip arkadaşlarımızı kaderimiz belirledi. cumartesi sabah 10′dan pazar saat 14′e kadar da süre tanındı.

yani verilen case şuydu:

bir reklam ajansında, yaratıcı ve eğlenceli ortamda, 4 rakip gruba karşı tanımadığın 4 grup arkadaşınla rakiplerin ne yaptığını bilmeden ve öğrenmek için politika uygulamadan, herkesin birbirinin kuyusunu kazmak isteyeceği, ama herkesin birbirinin yüzüne güleceği, yıldırma stratejisi güden misafirler eşliğinde, en yaratıcı ve doğru tanıtım şeklini sadece (internet olmadan) kağıt ve kalem ile 29 saat içerisinde üretmek ve sunmak.

yani bir nevi efor testi!

takım arkadaşlarımın arasında evvelden tanıdığım kimse yoktu. hatta birbirini tanıyan kimse yoktu. önce birbirimizi tanımaya çalıştık. sonra neler yapılabileceğini tartışmaya başladık, derken gruptan bir kişi ortamın umduğu gibi olmadığını söyleyerek ayrılacağını söyledi ve 4 kişi kaldık. tahmin ettiğim gibi deadline a 3 saat kala karar verdik ve nihai çalışmaya şekil verdik. sunum yapacak olan 4. grup olmamızdan ötürü kazandığımız bonus süre ile işimizi bitirdik ve provamızı yaptık. sonra sunum için ‘ağır’ bir kadronun önünde bulduk kendimizi. akabinde de vedalaşıp ayrıldık.

projemiz

young guns bir gençleştirme operatörü olsun dedik. markaların genç kitleler için alt markalar oluşturmalarını sağlamak ana hedefimizdi. bunun yanında daha farklı yaş gruplarına hitap eden markaları bu iş alanına kaydırmak ve tüm markaları gençlerle buluşturmak da diğer faaliyet alanlarımız olacaktı. fikir grup arkadaşım medeni yiğit’ten geldi. büyük bir kısmını o çekip çevirdi. ben dijital alanların kullanımına yönelik fikirlerimle katkı sağlamaya çalıştım. diğer arkadaşlar da fikri zenginleştirmek için çaba harcadı. tabi bu süreçte onlarca fikir çöp oldu. son 3 saate kadarki çalışmalar da çok büyük oranda boşa gitti. ama young guns ın tanımını yapmamıza ve birbirimizi tanımamıza yardımcı oldu.

özeleştiri & kişisel hata analizi

en önemli kısım burası. zira atölye çalışması sonunda seçilen 13 kişi arasına giremedim. beklediğim sonuçtu. kazanan kişiler de büyük ölçüde beklediğim kişilerdi. onlar için de bizim için de hayırlısı olsun.

ben teknik altyapım ve liderlik deneyimlerimi, yaratıcı fikirlerimle birleştirerek ajans ortamında başarılı olacağımı düşünmüştüm. yazılım şirketlerinden ve kurumsal yapıdan nispeten farklı olan, kreatifliğin ön plana çıktığı bu ortam çalışmayı sevdiriyor sevdirmesine ama, kısıtlı zamanda mümkün olduğunca çok fikir üretmek gerekiyor. işte burada çok sıkıntı yaşadım. kesinlikle zeki olduğumu düşünüyorum. zaman zaman aklıma gelen çok yaratıcı fikirlerle başarılı olabiliyorum. üniversitede bilgisayar topluluğu için mousepad tasarlayıp öğrencilere dağıtmak ve web2.0write projeleri bunlara örnektir. hatta bir tane daha var ki ne olduğunu söylesem her şey çok daha farklı olabilirdi. bunlar icraate döktüklerim tabii. bir de düşünüp yapmadıklarım var.

ama ben orada bunların hiçbirini gösteremedim. konuyla ilgili olarak aklıma yalnızca bir fikir geldi. o 29 saatlik süreçte yalnızca bir fikir bulabildim. o şahane ortamda, o güzel insanlarla beraber kafa patlatırken malesef hiç üretken değildim. buna sebep veya bahane bile bulamıyorum. moralim son derece yerindeydi, heyecan ya da stres de yoktu. gider gitmez maruz kaldığım önyargı kökenli yanlış anlaşılma bile keyfimi bozmamıştı. amma ve lakin ben hiç bir şey üretemedim orada. grupları gezen danışmanların ve marka yöneticilerinin yanında da sessiz kaldım. sunumda da çok az şey konuştum çünkü çok az şey yaptım.

aklıma gelen tek fikir, bu ajansın ustalarla çırakların bir araya gelmesi sonucu oluşmasına vurgu yapmak ve gençliğin heyecanı ile ustaların deneyimlerinin sentezinden ortaya çıkacak reklamların çarpıcı ve hatasız olacağını markalara sunmaktı. hatta bir çocuğun büyüyüp evlenecek duruma gelmesi, bir kekin hazırlanıp sunuma hazır hale gelmesi, bir bitkinin dikilip meyve verecek duruma gelmesi gibi tasvirlerle zenginleştirmek istedim. ancak grup arkadaşlarımdan hiçbiri bu fikre sıcak bakmayınca ısrar etmedim.

bir fikrim olmayınca grubu da yönetemedim. fikir sahibinin grubu yönlendireceği belliydi. hatta bu yüzden tüm gruplarda kimse kimsenin fikrini beğenmedi. ama bu durumun sonucunda liderlik vasıflarının hiçbirini taşımayan birisi yüzünden ben de kendimi ifade edememiş oldum. mesela sunum için prova yaparken kişiler kendi bölümlerini söylemekte zorlandığında “neyse ben söyleyeyim bu kısmı” diye diye sunumun büyük kısmını üstlenmiş oldu. sunumda kötü gözükmemek için kabul etmekten başka çaremiz yoktu ancak lider olan kişinin ekibi motive etmesi gerekirdi. hadi o yapmadı bunu, benim buna müdahale etmem gerekirdi. ben bu yeteneğe sahip olduğum için yer aldığım her oluşumda yönetici oldum. insanları yönlendiren, cesaretlendiren kişi oldum. ama bu tecrübeyi icraata dökemeyince hata yaptım.

ayrıca, mühendislik ilkelerini kullanmaya çalıştığımda yer yer sıkıntılarla karşılaştım. grubumda uygulayamamakla birlikte, kafamda da oturtamadım. verilen input ve outputlara göre bir pattern geliştirmem gerekiyordu ki algoritmam şekillensin. ancak o patternı oluşturabilmek insanı reklamcı yapıyormuş. yine de büyük oranda uygulanabileceğini düşünüyorum. ben yapamadım ama başkası olsa yapabilirdi. ya da başka zaman olsa ben de yapabilirdim. çünkü aynen bu yöntemle ilk tura hazırlandım ve başarılı oldum.

yer yer grup arkadaşlarımın bu mühendislik ilkelerini anlamadığını farkettim. normal karşılasam da en azından bir kısmını gruba enjekte edebilmeliydim. bunu dahi yapamayınca bu başarısızlık benim için kaçınılmaz oldu.

peki hiç bir şey kazanmadım mı? çooook şey kazandım. yukarda tanımladığım case ile çalışma deneyimini hayatım boyunca unutmayacağım. reklamcıların neden ofislerini eğlenceli yapmaya çalıştıklarını, kısıtlı zamanda yaratıcı olmanın zor olduğunu, tanımadığın ve menfaat ilişkisine sahip olduğun kişilere bile fikrini anlatamadığında müşteriye karşı hiç etkili olamadığını, ne kadar kalifiye olursan ol kendini doğru pazarlamadığında değersiz olduğunu, yalnızca kendi fikirlerini değil başkalarının fikirlerini de geliştirebilmek gerektiğini, plazada çalışıldığında hava almak için zilyon türlü kapıdan geçildiğini, internetten tanıştığın insanların kendi seslerini duyunca çok acayip bir his olduğunu öğrendim.

şu anda kafamda sorguladığım şey ise bir reklam ajansında (ki project house içlerinde en iyi ofise sahip kanımca) çalışmanın bana uygun olup olmadığı… bunun için yeterince tecrübem olmadı çünkü bu şartlar tam olarak bir ajans ortamı değildi. nedeni yazının gerisinde:

young guns agency eleştirisi

gelelim ajansa…

öncelikle fikir ve proje harika. project house ekibine can-ı gönülden teşekkür ediyorum. unutulmaz bir deneyim oldu. lakin bazı yanlış gördüğüm ve/veya daha iyi olabileceğini düşündüğüm şeyler de yok değil. dileğim odur ki projecy house da, sonraki nesil young guns adayları da bunları dikkate alsın.

öncelikle brief kötüydü. briefin veriliş şeklini de eleştirmiştim orada, çok farklı ajanstan çok farklı brief bekliyordum. konu olarak young guns’ın reklamını yapabileceğimizi tahmin etmiştim elbette ama brief olduğu sonunda söylenen bir sunum biraz klişe oldu. gerçi diğer eleştirilerim yanında bu biraz ukalaca kalıyor. çok da önemli olmayan kusur bu.

asıl mesele şu: biz bir kuyuya taş attık, siz çıkarın dendi. hedef müşteri kitlesi belirtilmedi. marka tanımı verilmedi. marka amacı net olarak verilmedi. gruplar oluşturulurken kura çekilmesi çok ama çok yanlıştı. case açısından iyi bir yöntemdi, sınamak için yeni bir parametre üretiyordu ama yaratıcılığın sınanması açısından kötüydü. çünkü bir reklam ajansında herkes creative ekipte yer almıyor. tasarımcısı var, developer var, marka yöneticisi var, art direktörü var, reklam yazarı var, proje yöneticisi var, planlamacısı var, ajans yöneticisi var. ve bir kişi bu rollerden en fazla 3′ünü oynar. daha fazlasını kaldırmaz. ama bizden tanımadığımız kişilerle ortak fikirler üretmemiz istendi ve bunun yaratıcılığı ölçeceği söylendi. ama siz demediniz ki young guns sadece bir creative ekip olacak, sadece fikir üretecek. sonra sunumda sordunuz, ajansta hangi rolde olmak istersiniz diye. stratejik planlama deyince gülüp geçtiniz. hatta bunu açıklayacağım sırada konu fenere gelince araya da kaynadım. ama bahane ürettiğim düşünülmesin diye konuşmaya ısrar etmedim. böylece grubun dandik elemanı ihalesi bana kaldı, ama hak ettim, şikayetçi değilim.

ne yapacağı bilinmeyen, biliniyorsa bile adaylarına anlatılmayan ajansın şeklini çizmemiz istendi. en doğru şekli çizen değil en çok taslak çizenler başarılı oldu. umarız sonraki dönemlerin young guns adayları daha şanslı olur.

netice

ben lisemin de, üniversitemin de ilk öğrencilerindenim. yeni bir oluşuma iştirak etmekten hiç çekinmedim, aksine kendimi gösterme fırsatı bulacağım için tercih ettim. yolları çizilmemiş bu oluşumlarda çokça yollar çizdim. ama bu sefer ilk düzlükte kaza yaptım, yarıştan erken düştüm. her zaman dediğim gibi bunda da bir hayır vardır diyorum. başta grup arkadaşlarım medeni yiğit, ismail can tekin ve ışıl kocaoğlan’a; o 25 kişi arasında yer alan birbirinden güzel insanlara, young guns agency danışma kuruluna, ziyaretleriyle bizi mutlu eden o ince insanlara, son olarak da project house yöneticilerine ve haricen Tunç Kılınç’a çooook teşekkür ederim. mükemmel ve unutulmaz bir deneyimdi, iyi ki katılmışım, iyi ki o havayı solumuşum, iyi ki hatıra olarak beynime kazımışım. umarım bu insanlarla hayatımın geri kalan kısmında güzel yerlerde tekrar karşılaşırım.

İŞTE O İNSANLAR:


“önce kendini ifade etmeyi öğren!”

03 Temmuz 2008

günlerdir gözüme uyku sokmayan, üzerinde düşündüğüm vakitte kıbrıs meselesine bile çözüm bulabileceğime inandığım kilit cümle. kendini ifade etmek ve bunu benim öğrenmem… hala çıkamadım işin içinden…

malumunuz, bir süredir iş arıyorum. şu anda bir şirkette çalışıyorum ama -her ne kadar acayip yoğun ve fazla çalışsam da- o staj icabı. 8 ağustosta son bulacak. ardından ise ağustos ayından itibaren ve öğrencilik hayatım devam ederken çalışabileceğim bir iş arıyorum.

bu devirde iş bulmak kolay olmadığından; değişik yöntemlere başvurmak, dikkat çekmek ve kendini pazarlamayı bilmek gerekiyor. ben de geçenlerde kahve içerken birşeyler düşündüm. ne içtiysem (dark mocha frappuccino) yaramış olmalı ki gerçekten kafam çalıştı. hemen kağıda not aldım. ki ben her zaman yanımda kağıt kalem taşımam, önceden hazırlanmış bir komplo olarak da nitelendirmedim değil. neyse yazdım çizdim derken güzel bir proje çıktı ortaya. hemen eve gelip bir sunum ve bir belge hazırladım.

tam da o sıralarda Arda Kutsal‘ın hazırlayıp sunduğu Webrazzi & TechCrunch MeetUp vardı. hem orada, hem de oraya gelmeden bir kaç kişiyle paylaşmak ve akıl almak istedim. çok da iyi etmişim sanırım, zira aldığım aklı hala aklım almadı…

çok sevdiğimiz, saydığımız fikir atölyesi abimiz Tunç Kılınç‘ı buldum etkinlikte. gittim derdimi anlattım. daha doğrusu anlatamadım. nasıl oldu ben de anlamadım. o denli gevelemişim ki lafı, adam, pardon Tunç Abi, bana bu başlıktaki cümleyi söyledi. tokat gibi yapıştı bana. hala etkisindeyim, elim ayağım titriyor walla..

ilk defa böyle bir cümle duydum. ilk defa biri bana kendimi ifade edemediğimi söyledi. ki ben tam tersi yönde olduğumu düşünürdüm. hatta öyleyim anasını satayım. ama Tunç Abi’ye anlatamadım. ben de farkettim anlatamadığımı. sonra olayı kafamda tekrar canlandırdım. bu cümleden bir ders çıkarmalıydım. madem ki beni doğru dürüst tanımayan ve cin fikirleri analiz etmeyi bilen birisi söyledi, ters giden bir şeyler var demektir.

o günden beri düşünüyorum. kendimi, kendimi ifade edişimi.. bazen dediğim dedik olup eleştirileri sallamayabiliyorum, bunun farkındayım. ama özellikle dostlarımın beni eleştirmesini isterim sıklıkla. ama hiç böyle bir şey duymamıştım. ailem de eleştirir, onlardan da duyduğumu hatırlamıyorum. sevgili ailem ve dostlarım, siz farkettiyseniz böyle bir şey lütfen bu yazıya yorum bırakın.

psikolog desteği aldığımı biliyorsunuz zaten. son terapide doktorum bana hayattaki amacımı sordu. anlattım, kağıda yaz dedi. şöyle ki:

1) hedefin ne?
– vizyon ve misyon
– ne kadar istiyorum?
– ne kadar gerçekçi?

2) kaynaklar
– sahip olunanlar
– ihtiyaç duyulanlar

3) yöntem

4) denetim

tüm bunları belirle, bir yere yaz dedi. ve en önemlisi, her bir yazdığım element için 5N1K yı sor kendine dedi. böylece hayattaki hedefini daha net belirler ve ona ulaşmak adına daha sistemli çalışırsın dedi.

işte bu soruları cevaplandırmaya çalışırken geldi aklıma bu yeni fikir. sonra ona çalıştım biraz. sonra da akıl isteyeyim dedim, gerisini biliyorsunuz.

yani psikologun dediğini Tunç Abi de söyledi. tabi psikolog işi biliyordu, küt diye söylemedi :) demek ki biraz dayak yesem adam olucam. askere mi gitsem ne yapsam..

evet hala düşünüyorum. bence kendimi ifade edebiliyorum, ancak herkese değil. ikna edici olamayabiliyorum. ya da fazla sabit fikirliyim ki, beni tanımayan kişi anında kestirip atabiliyor. beni dinlemeyebiliyor. Tunç Abi yanlış anlamasın, o dinledi ama dinlemeyebilirdi. bu da bir gerçek işte.

o zaman ne yapıyoruz? kendimizi ifade edebildiğimizi kallem-i cihan’a gösteriyoruz. nasıl mı? bekleyin efenim.. “mücahit 2.0″ geliyor!!!


kimim ben?

selam! ben mücahit, 23 yaşında bir bilgisayar mühendisiyim. yeni nesil web uygulamaları ile ilgileniyorum. bir gün istanbul'a kavuşmak hayaliyle samsun'da yaşıyorum. devamı...

takip edin, yetişin:

resmi web sitem

ayrıntılı özgeçmişim, projelerim, portfolyom ve diğer sosyal ağ profillerim:
http://www.mucahityilmaz.com.tr

mücahit'in soulside

(music & video & photo)*blog:
http://mucahit.in

aramaya inanın!

google ile bağlanın
kullanım şartları

Bu sitede (web sayfasında, blogda, weblogda, güncede, günlükte, sahifede, her ne ise işte onda) yer alan tüm içerik bana aittir ve Creative Commons Attribution - Noncommercial 3.0 ( Creative Commons License ) ile lisanslıdır. Bu lisans, kaynak göstermek kaydıyla içeriği istediğiniz gibi kullanabilmenizi sağlar. Tabi bir de lütfedip bana bir mail atarsanız, ya da yararlandığınız yazının pingback adresini kullanırsanız işime gelir. Sizden haberdar olurum. Hakkınızda kötü düşünmem.

Eğer bir motorsanız, yanlış anlamayın arama motoruysanız, sizi ilgilendiren şey şurada: sitemap.xml

tasarım

hele bir bitireyim de tamamını, ayrıntılı bilgi vereceğim. şimdilik bilmeniz gereken temanın neredeyse tamamı bana ait. framework olarak kullandığım tema şu, tepedeki kımıl kımıl şeyin adı da parallax. özel teşekkür: huseyin.im (jquery sensei)