Mücahit Yılmaz

geliyorum, görüyorum, yenicem.

insan ne için yaşar?

20 Nisan 2010

insan ne için yaşar? amacı nedir? neyin peşindedir? hayvan ne için yaşar? bitkiler yaşar mı? daha ikinci cümleden dağıttım konuyu bak gördün mü.

dikkat uzun yazı

başarı ne kadar önemlidir insan hayatında? peki ya mutluluk?

başarılı olmak için mi yaşarız yoksa mutlu olmak için mi?

başarılı olunca mı iyi yaşadık deriz, mutlu olunca mı?

bu tarz yazılar yılmaz özdil‘e mi daha çok yakışıyor, bana mı?

teokratik hayat düsturuna değinmeden anlatayım; insanlıkça genel kabul gören iki tarz var mutlu olmak için yaşamak ve başarılı olmak için yaşamak.

öncelikle başarı için yaşamaktan bahsedelim.

bence, başarı için yaşamak demek; bir hedef belirleyip, o hedefe ulaşmak için çabalarken ömür denilen zaman dilimini tüketmektir. içinde bulunduğumuz dünya düzeni bunun üzerine kuruludur. birileri -bazen siz, bazen başkası, bazen düzen- sizin için bir hedef belirler ve siz çeşitli örüntüleri takip ederek o hedefe ulaşmaya çalışırsınız. kariyer manyaklığı bunun en çok göz önünde bulunan örneği olmakla birlikte, farkında olmadığımız bir çok şeyde bu vardır. eve ekmek getirmek için çalışmak, yüksek not almak için özel ders takviyesi almak, içecek su bulmak için kuyu kazmak, hindistana kolay yoldan gitmek için okyanusa açılmak, hayvan avlamak için taşı yontmayı akıl etmek, kaçırdığınız diziyi izlemek için youtube’da arama yapmak, e-postaları kontrol etmek için outlook’u açmak, aklınıza gelenleri yazmak için bir blog oluşturmak, şerit değiştirmek için sinyal vermek, otobüse binmek için durakta beklemek, otobüsten inmek için düğmeye basmak, kanal değiştirmek için kumandaya uzanmak ve daha milyonlarca örnek verebilirim. bunları gerçekleştirdiğinizde başarılı olursunuz. gerçekleştiremeyince de başarısız. başarılı olmak için yaşayanlar başarıyla birlikte takdir de beklerler. yani diğer insanların görüşlerini önemserler. toplum içinde bireylerin ilişkisi bundan gelir.

peki ya mutlu olmak için yaşamak?

bence mutlu olmak için yaşamak demek; öncesini ve sonrasını düşünmeden, sadece o an mutlu olmaya çalışarak günleri geçirmek demektir. gerçekleştirmesi zor olandır. yaparken kimse sizi anlamaz. kişinin mutlu olması kimsenin umurunda değildir, üstüne üstlük bundan rahatsız olanlar olur! toplumsal yaşamdan dışlanırsınız. anneler çocuklarına parmaklarıyla işaret ederek kötüler. bazen böyle yaşayanlara inananlar çıkar, ama aşikar etmekten dolayısıyla dışlanmaktan korkarlar. gelin görün ki dünyada kalıcı iz bırakan insanların çoğu da bunlardan çıkar. mutlu olmak için yaşamak dünya düzenine baş kaldırmayı gerektirir. çünkü mutlu olmak karın doyurmaz, ama hayatın devam etmesi için karın doyurmak gerekir. mutlu olmak için yaşayanlar sevgiyle doyar. diğer insanlar sevgiyle karın doyurulur mu diye düşünedururken bunlar daha çok sevmek peşindedir. sadece kendini de sevebilir, tüm insanlığı da sevebilir, sınıftaki kahverengi saçlı gözlüklü erkeklerden adları m harfiyle başlayanları da sevebilir. elinden geldiğince hoşuna giden şeyleri yapar, gerisini pek umursamaz. toplum içinde ilişki kurmakta zorlanabilirler. tutkuları zaman zaman işlerini kolaylaştırsa da, kendileri kadar seven birisini bulamadıklarında problem yaşarlar.

peki bu iki grup tamamen farklı iki yolun yolcusu mudur?

başarılı olmak için yaşayanlar başardıklarında mutlu olacaklarını düşünür. mutlu olmak için yaşayanlar ise mutlu olduklarında başardıklarını düşünür.

bu iki kavramın iç içeymiş gibi gözükmesine aldanmayın. ikisinin ortak yanı tatmin duygusudur.

bu iki kavramın farklı olmasının delili ise akıl ve kalptir. başarılı olmak akıl güdüsüdür, mutlu olmak kalp güdüsü. şimdi kendi hayatınızda kaç kere aklınızın dediğiyle kalbinizin dediği arasında kaldığınızı düşünün. hangisini yaptığınızda sonuç nasıl değişecekti, onu düşünün.

konu nereye gidiyor bir de bunu düşünün. ya da siz zahmet etmeyin, ben toparlayayım.

ne için yaşadığımı sorguluyorum bu günlerde. insanların bu tarz iç hesaplaşmalara -genelde- başarısız olunca girmesi ironisini bir kenara koyunca bile insan bu soruya cevap vermekte zorlanabiliyor.

ne kadar çok başarılı oldum. ne kadar çok başarısız oldum.
ne kadar çok mutlu oldum. ne kadar çok mutsuz oldum.
ne kadar çok çalıştım. ne kadar az çalıştım.
ne kadar çok sevdim. ne kadar az sevdim.
ne kadar çok sevildim. ne kadar az sevildim.
ne kadar çok insan kazandım. ne kadar çok insan kaybettim.
ne kadar çok param oldu. ne kadar az param oldu.
ne kadar çok yedim. ne kadar az yedim.
ne kadar çok aldım. ne kadar az verdim.
ne kadar çok verdim. ne kadar az aldım.
ne kadar çok yaşadım. ne kadar az yaşadım.

peki bütün bunları daha ne kadar çok yapabilirim?

ya bütün bunları bir daha hiç yapamazsam?

bütün yaşadıklarımı çok yaşamaktan da, az yaşamaktan da mutlu olduğumu farkettim. yaşadığım şeyin iyi veya kötü olduğuna bakmadan, yaşamış olmaktan mutlu olduğumu farkettim. başarılı olunca övülmekten, başarısız olunca yerilmekten mutlu olduğumu farkettim. sevip de sevilmeyince, sevilip de sevmeyince mutlu olduğumu farkettim.

başarılı oldum, mazoşist oldum, kötümser oldum, iyimser oldum, vefalı oldum, vefasız oldum, hayırlı oldum, hayırsız oldum, borçlu oldum, alacaklı oldum, seven oldum, sevilen oldum, yazan oldum, okuyan oldum, kazanan oldum, kaybeden oldum. oldum da oldum. ama hepsini tecrübe ettiğim için acayip mutlu oldum.

bu konuda ne ailem anladı beni, ne akrabalarım, ne hocalarım, ne patronlarım, ne sevdiklerim, ne sevenlerim, ne okuyucularım, ne okuduklarım. ama umursamadım. doğru olduğuna inandığım şeyi yapmaya devam ettim.

maneviyatım “vardır her şerde bir hayır” dedi, maddiyatım “vardır her şeyde bir hayır” dedi. okuduğum atatürk’üm “samimi ve meşru olmak şartıyla her fikre hürmet ederiz” dedi, okuduğum sûfi “bu da geçer yâ hû” dedi. okuduğum devrimci “zor olan başarılır, imkansız vakit alır” dedi, okuduğum filozof “deliye hazine değil, virane gerektir” dedi, okuduğum şair “ben sevmekten hiç borçlu çıkmadım” dedi. okuduğum bir abim de “önce kendini ifade etmeyi öğren!” dedi.

işte o abim bu konuda şu konuşmayı yaptı:

işte bu güzel adamın, Tunç Kılınç‘ın doğum günü bugün. bu sorgulamada, gözüne vurduğum bu felsefede bana ilham verdiği için; insanların sorgulamalarını sağladığı için, “bu yıl senin yılın olacak” deyip bana inandığı için, babamdan yaşlı olmasına rağmen adıyla hitap etmemi isteyecek kadar mütevazi ve genç olduğu için, bana “önce kendini ifade etmeyi öğren” dediği için, bir nevi beleş koçluk yaptığı için, abilik ettiği için ve Allah için teşekkür ediyorum. o henüz pek farkında değil benim için ne kadar önemli olduğunun (hatta yıkama yağlama yaptığımı düşünenler de olacak) ama biliyorum ki bu adam daha uzun yıllar bana ışık tutacak, ilham verecek, destek olacak. fikir atölyesi ile hayatıma giren bu güzel insanı çok seviyorum. iyi ki doğdun, iyi ki o yaşadıklarını yaşadın, iyi ki onları anlattın. sağ ol, var ol…


Demir Attım Yalnızlığa

09 Haziran 2009

Efenim biliyorsunuz geçtiğimiz haftasonu 7. Türkçe Olimpiyatları yapıldı. 4 ve 5 yaşındaki Kongolu bızdıkların istiklal marşı’nın 10 kıtasını ezbere söylemesi mükemmeldi. Pakistanlı delikanlının “bu adam benim babam” şarkısını Fatih Kısaparmak’ın önünde ondan daha güzel söylemesi de çok hoştu. hüngür hüngür ağladık utanmadan. kolbastı oynayan mı dersiniz, çökertme ile efelenen mi dersiniz, sarıkamış destanı mı dersiniz, bizi biz yapan ne varsa dünya çocukları tarafından tekrar dile getirildi. Moğolistanlı küçük hanımın “kilim” türküsü de en güzel icralardan biriydi.

amma ve lakin; çocukluğumuzun şarkılarından olan, Ebru Gündeş’in ortaya çıkmasını sağlayan “demir attım yalnızlığa” şarkısını seslendiren Gülizar Ferecova beni tam kalbimden vurdu. bu harika şarkıyı hatırlatmakla kalmadı, Kibariye ve Ebru Gündeş karışımı gibi hissettiren o hem hisli hem tok sesiyle mükemmel bir tını yakaladı ve gönlümün birincisi oldu. 2 gündür başa sarıp sarıp dinliyorum. siz de dinleyesiniz diye videoyu buraya koyuyorum.

youtube’a giremeyenler için: ktunnel‘e şu linki yapıştırınız: http://www.youtube.com/watch?v=iX8o4uORKbg

videonun sonunda sunucunun isteği üzerine bir de çıplak ses ile düet yapıyorlar ve kızımızın sesinin güzelliği ve yorumunun niteliği orada daha çok ortaya çıkıyor. özellikle o kısmı dinleyiniz.

bu harikulade şarkının sözlerini de yazalım:

sessiz bir köşede, her şeyden uzak
meçhul yarınlara terk edilmişim
dostluklar yalanmış, sevgiler tuzakmış tuzak

hayret yanılmışım, yalnızım simdi
oysa mutluluğu hayal etmiştim
gidenler unutmuş, aşkları yalanmış yalan

günesin doğuşu, batışı farksız
nasıl yaşanırsa yaşarım ben aşksız

demir attım yalnızlığa bir hasret denizinde
ve şimdi hayallerim o günlerin izinde
yüreğimde duygular, ümitlerim nerede

söyle bir düşünüp her şeyi birden
neden anıları bitirmeyişim
yalanmış sevgiler, kalbimden uzakmış uzak

boşa beklemişim yollara bakıp
kurak topraklara umutlar ekmişim
arzular avuttu, gördüğüm hayalmiş hayal

günesin doğuşu, batışı farksız
nasıl yaşanırsa yaşarım ben aşksız

demir attım yalnızlığa bir hasret denizinde
ve şimdi hayallerim o günlerin izinde
yüreğimde duygular, ümitlerim nerede…

Ebru Gündeş’in son albümü “evet”ten önceki en güzel şarkısı buydu şüphesiz. ama son albümünü de tavsiye ediyorum. para verdiğinize pişman olmazsınız. ben de artık indirip dinleyip beğendiğim albümleri satın alıyorum ve arkadaşlarıma hediye ediyorum. bedavaya indir indir nereye kadar değil mi?


 önceki 1 2 3 sonraki
kimim ben?

selam! ben mücahit, 23 yaşında bir bilgisayar mühendisiyim. yeni nesil web uygulamaları ile ilgileniyorum. bir gün istanbul'a kavuşmak hayaliyle samsun'da yaşıyorum. devamı...

takip edin, yetişin!



facebook'ta beğenin!
resmi web sitem

ayrıntılı özgeçmişim, projelerim, portfolyom ve diğer sosyal ağ profillerim:
http://www.mucahityilmaz.com.tr

mücahit'in soulside

(music & video & photo)*blog:
http://mucahit.in

aramaya inanın!

google ile bağlanın
kullanım şartları

Bu sitede (web sayfasında, blogda, weblogda, güncede, günlükte, sahifede, her ne ise işte onda) yer alan tüm içerik bana aittir ve Creative Commons Attribution - Noncommercial 3.0 ( Creative Commons License ) ile lisanslıdır. Bu lisans, kaynak göstermek kaydıyla içeriği istediğiniz gibi kullanabilmenizi sağlar. Tabi bir de lütfedip bana bir mail atarsanız, ya da yararlandığınız yazının pingback adresini kullanırsanız işime gelir. Sizden haberdar olurum. Hakkınızda kötü düşünmem.

Eğer bir motorsanız, yanlış anlamayın arama motoruysanız, sizi ilgilendiren şey şurada: sitemap.xml

tasarım

hele bir bitireyim de tamamını, ayrıntılı bilgi vereceğim. şimdilik bilmeniz gereken temanın neredeyse tamamı bana ait. framework olarak kullandığım tema şu, tepedeki kımıl kımıl şeyin adı da parallax. özel teşekkür: huseyin.im (jquery sensei)