Mücahit yazar kişisi, 3 Ağustos 2008 20:11 zamanında yazmış.
Kategorileri: aşk, bilişim, derdimi döküyorum, etkinlik, internet, iş hayatı, müzik
Kalıcı bağlantı - Yazıcı dostu görünüm
Burak Büyükdemir yazmış, önce onu okuyun. o yazıya yorum yapacaktım, konu özele kayınca burada yayınladım. gidin yazıyı okuyup gelin :)
bu konuda bir yazı blogumda taslaklarda bekliyordu, tamamlamamıştım. buradan paylaşayım ben de kafamdakileri.
tespitler harika. ki zaten çoğu zaman karşılaştığımız mevzular. insanlara ne yaptığımızı anlatmak oldukça zor. işte bu yüzden bilgisayar mühendisliği okuyorum ben. biraz açayım..
çocukluğumdan beri bu işi yapmak istiyorum. bilgisayar ile ilgili birşeyler yapmak, ‘büyük adam olmak‘ istiyordum. ama bunu insanlara anlatmanın zor olacağının da farkındaydım. özellikle lise çağına geldiğimde insanlar elle tutulur bir meslek görmek istiyor. sınav sonuçları açıklandığında şehrin muhtelif yerlerine asılacak dershane reklamlarına koyabilecekleri bir isim, bir üniversite, bir meslek istiyorlar. ailelerimiz de keza öyle.
ama haklılar da bir yerde. hani çocuklar oynarken bağıran anneler vardır, ‘oğlum düşersin bir yerini kanatırsın’ vs. bu da onun gibi bir şey. zamanında çok zorluklar çekmişlerdir, bizim çekmemizi istemezler. sıkıntı yaşayacağına bir okulu bitir, elinde maaş olsun. hele anne baba memursa tamam zaten..
biz ne yapıyoruz, cengaverlik yapıyoruz. kanımız yerinde durmuyor. girişmek istiyoruz. başarılı olmak istiyoruz. bir yandan kendimizi geliştirerek altyapı oluşturuyor, bir yandan da fikirler üretiyor, dünyayı değiştirebileceğimize gönülden inanıyoruz. ben yapabilirim mesela. çok ciddiyim. çok başarılı olabilir, Times’a kapak olabilirim. dünya beni konuşuyor olabilir. hatta 2-3 sene içinde de olabilir bu. yeter ki isteyeyim. aksini iddia eden?
bu durumun böyle olacağını size mevcut eğitim sistemi öğretiyor. iyi bir üniversite için iyi bir lise kazanmak gerekiyor. ben de bu sisteme kurban olmadan, ama kurallara göre oynayarak ilerlemeye çalışıyorum. çok şükür Allah’a, fen lisesi okudum, bilgisayar mühendisliği kazandım. bursu kestirmesem çok da sorun olmazdı aslında ama öyle de bir kaza oldu. neyse, şunu diyeceğim; madem girişimci olmak istiyorum; 1-2-3-5-10-20-100(oha) milyar maaşa kanaat etmek istemiyorum, kendi işimi kurmak istiyorum, girişimci olup çok başarılı olmak istiyorum. ailemin desteğine de ihtiyacım var neticede, onlarsız kimse bir şey yapamaz. hiç umursamasalar yapılır da, bizi böyle düşünen ailemiz varsa onlarsız yapılamaz. yani evladını koruyon kollayan, onun iyiliğini düşünen bir aileye sırt çevirmek olmaz. işleriniz rast gitmez.
baktım olaylar böyle gelişecek, üniversitemi seçerken mükemmel bir fırsatla karşılaştım. bölüm zaten bilgisayar mühendisliği olacaktı, 18 tercihin 17si o yöndeydi ve 30 puan altıma kadar yazmıştım. öss günü gazetelerde üniversitemin ilanını gördüm. girişimci yetiştirmek istedikleri yazıyordu. tamam dedim ben buraya gidiyorum. hiç öğrencisi yoktu, ilk defa alıyordu. araştırdığımda hala şantiye halinde olduğunu gördüm. nitekim ilk seneyi de şantiyede okuduk. ama geriye dönüp baktığımda çok memnunum. 4. sınıfa geçiyorum, kafamdaki fikri bitirme projesi olarak kabul ettiler, ihtiyaçlarımı da karşılayacaklarını taahhüt ettiler. yani yatırımcıya gerek kalmadı. iş bana düştü, çalışıp projemi gerçekleştirmem gerekiyor. ondan önce de 3. sınıfta aldığımız ‘girişimcilik ve liderlik‘ dersinde kağıt üzerinde şirket kurmamız istendi. fikri ortaya koyup karlılık oranını hesaplattılar. aynı fikri orada da kullandım. o dersin hocası da fikri beğendi ve bana başarılar diledi.
okulu ikna ettiğim bu girişimcilik projesini ailemle paylaştığımda ise tatminkar bir cevap alamıyorum. bana o kadar inanmıyorlar. hele ki burs kaybeden ve alttan dersi olan bir öğrenci olduğumu da göz önünde bulundurursak, haklılar da. projeyi aileme de kabul ettirebilmek için bitirme projesi olarak okula sundum. ama şöyle bir bakış açıları var, projesini yapamasa da, girişimci olamasa da hiç değilse bilgisayar mühendisi olacak. öyleyken de aç - açıkta kalmaz heralde diyorlar. hatta sonuçta bilgisayar mühendisi olacağım diye derslerim iyi olsun istiyorlar ve projeden ziyade derslere odaklan diyorlar.
burak yazıda demiş ya, ilgili kişilerden önemli fikirler alın, gerisini çok da önemsemeyin diye; tunç abiyle aramda geçen diyaloga istinaden yazdığım yazı çevremdeki insanların oldukça tepkisini çekti. neden umursuyorsun dediler. diyemedim ki seni önemsemiyorum, onu önemsiyorum diye.. çünkü beni anlayabilecek olan ve yapıcı eleştiride bulunabilecek olan kişi oydu. adam ‘fikir atölyesi 2.0‘. başkası dese tekme tokat saldırırdım muhtemelen. ama bu ağır sözler, benim için çok yapıcı bir eleştiriydi.
cuma akşamı sinan ata’nın organizasyonuyla, ‘web gençliği buluşması‘ adı altında bir grup arkadaş ile toplandık. orada ise daha yolun başında ama çok yol almış kişiler vardı. daha 17-23 yaş aralığında ama eskiden beri bilgisayarla haşır neşir olmuş, çeşitli girişimlerde bulunmuş bu kişiler genel olarak, ‘istersek yaparız, yeter ki girişimcilik olsun içimizde‘ diyorlardı. orada pek konuşmadım çünkü konuya pek uymuyordum. o insanlarla girişimlerimiz adına vazgeçtiğimiz şeyler farklıydı. onlar yeri gelince okuldan, yeri gelince paradan, ya da daha başka şeylerden vazgeçmişlerdi. ben ise en değerli şeylerden vazgeçmiştim. benzer ülkülerle yürüdüğümüz hayat yolunda gençliğimden, çocukluğumdan vazgeçmiştim. ilkokul, ortaokul ve lise yıllarım ders ve sınav kitaplarının arasında geçti. lisede bilgisayardan vazgeçtim, bilgisayar mühendisi olmak için. daha ötesi var mı?
ben girişimi mektebiyle yapmak istedim. şimdiye kadar tüm hedeflerime ulaştım. bazen istediğim şekilde olmadı ama Allah’ın sevgili kuluymuşum ki daha hayırlıları oldu. hem de başardığım şeylerde (başarana kadar onları üzsem de) ailemi de sevindirdim. şu anda sıkıntı çekiyorum, ama aşmama az kaldı. hem ailemi hem de kendimi mutlu edeceğime inanıyorum.
okulda aldığımız girişimcilik ve liderlik dersine bir hafta Dr. M. Sani Şener bey katılmıştı. kendisi ilk havalanı özelleştirmesiyle girişimini gerçekleştirmiş, şu anda dünya üzerinde 15+ havaalanının ve hizmet şirketlerinin (havaş vb.) sahibi olan TAV Holdingin CEO’su. yaptığı konuşmasındaki sözü beni çok etkilemişti. ilk havalanı ihalesine girerken o konuda pek bilgi sahibi değilmiş. elinde öyle diğer ihaleye giren şirketler gibi nakit de yokmuş. gitmiş bankaya, bu ihale için kredi istemiş. banka vermemiş, çünkü güvenememiş. sonuçta çalışıp çabalayarak bu günkü konuma gelmiş. bize konuşmada şöyle dedi: “fikrinizi gerçekleştirmek için paraya ihtiyacınız var ve kendinize güveniyorsunuz. gidip bankadan kredi istiyorsunuz. eğer size kredi vermezlerse, bilin ki o fikir para yapacaktır.”
bunun bir çok örneği var. yakın tarihli ve çarpıcı bir örnek; Turkcell’i kurmak isteyen kişiler Sabancı’ya gidince geri çevriliyorlar. “neden herkes üzerinde telefon taşısın ki?” cevabını alıyorlar. rahmetli Sakıp Ağa ölmeden önceki son zamanlarında sorulan “hiç pişman oldunuz mu?” sorusunun üzerine, şu cevabı veriyor: “olmam mı, gsm sektörü ellerimden kaydı gitti. onu ben ittim. bu en büyük hatamdır”. sonrasında aynı kişiler Kara Mehmet’e gidiyor, o da fikirlerini kabul ediyor ve şu andaki halini biliyorsunuz zaten. Kara Mehmet’in buradaki özelliği ise, sunulan fikirleri beğeniyle dinlemesi ve yeri geldiğinde yatırımda risk almaktan çekinmemesi. şimdi Sabancı Telekom nerede, Turkcell nerede?
yani fikir iyi olduktan sonra, insan onu gerçekleştirmek istedikten sonra, engellerin önemi yok.
son yazılarımda biraz beylik laflar etmiş olabilirim, hatta tabirinin caiz olduğundan şüphem olmayacak bir biçimde dile getirecek olursam, artistlik yapmış da olabilirim. huyum kurusun..
ama başarı hikayelerini okuyan, başarısızlık hikayelerini canlı gören biri olarak, daha büyüğünü yapmaya çalışıyorum. başarılı olduktan sonra nasıl yaptığımı anlatmak yerine, başarılı olma sürecini canlı canlı anlatıyorum. sonuçta başarısız olmamın hiç bir önemi yok. aldığım riskler bana keyif veriyor ve benden bir şey almasına izin vermiyorum. (ne de olsa sonuçta bilgisayar mühendisi olacağım ya hani :) ) kendime güveniyorum, engelleri aşmaya çalışıyorum. amacıma giden yollar değişse de, bazen bataklıktan bazen kendinden yürüyen bantlardan geçse de amacıma bir şekilde ulaşıyorum. duamı eksik etmiyor, daha çok çalışmaya çalışıyorum.
bu blogu takip ederek bu hikayeyi izleyebilirsiniz. tekrarlıyorum ki hikayenin en heyecanlı yerindeyim. sonuçları gördüğünüzde mücahit demişti bak gerçekmiş de diyebilirsiniz, zaten belliydi adam söylüyordu da diyebilirsiniz. ya da o kadar anlattı fıs çıktı da diyebilirsiniz. ama bu risktir. ben bu riski alıyorum. çünkü kendime güveniyorum.
kız isterken en kötü ihtimalle bilgisayar mühendisi derler, iyi ihtimalle de projemin adını söylemeleri yeterli olur. muhtemelen tüm dünya duymuştur. hatta o zaman bilgisayar mühendisi olduğumdan bahsedilmez bile…
bu yazıyı yazarken ne tesadüftür ki tv’den kulağıma çalınan şarkı sözlerini de verip bitiriyorum.
“sen boşver onları uç kelebek, onların ruhu böyle rengarenk değil ki” nev - kelebek
“sen seç kendi hayatın, lallaalalalalaaa, her kes bir şey söyler, sen kalbini dinle.” emre altuğ - hatırlamıyorum.
Bu yazının etiketleri:
ailem,
alt yapı,
aşk,
ben,
bilgisayar mühendisliği,
blog,
burs,
CEO,
Emre Altuğ,
engel,
fen lisesi,
fikir,
girişimcilik,
hata,
hayat,
hedef,
hikaye,
holding,
iş,
kredi,
memur,
Nev,
para,
proje,
Sabancı,
şarkı,
sınav,
şirket,
TAV,
Times,
Turkcell
Sayfa başına dön
Mücahit yazar kişisi, 13 Haziran 2008 10:50 zamanında yazmış.
Kategorileri: alışveriş, internet
Kalıcı bağlantı - Yazıcı dostu görünüm
her gün olduğu gibi bugün de FiyatTakip‘e bakıyım dedim. hemen akabinde de vay anasını dedim.
bildiğimiz gibi her gün bir ürün satan bir çok site var. ilk uygulayanlar bildiğim kadarıyla indragandi ve ben de istiyorum‘du. sonra her popüler site örneğinde olduğu gibi klonları çıktı. hepsini takip etmek zorlaşınca da uyanık birileri fiyattakip.com’u açtı ve hiç ürün satmadan bu işten para kazanmaya başladı.
piyasa bu kadar kızışmışken bugün çok ilginç bir şey oldu. ucuzteklif kendi kodunu satışa çıkardı. sadece 3 kişiye satacağını bildirdiği sitesine 981 YTL fiyat biçmiş. dışarıda ise yaklaşık 4200 YTL’ye mal olacağını söylemiş.
piyasa ve rekabet açısından bakınca çok ilginç bir örnek olacak. zaten bir sürü klon çıkarken, adamların kendi klonunu oluşturması fikri çok radikal.
hani bazen aynı anda ilana çıkarılan ürünleri gördüğüm oluyordu, ne güzel işte rekabet ediyorlar diyorduk, yerine göre alışverişimizi yapıyorduk. şimdi ise çok acayip bir rekabet örneği görüyoruz.
takdir ediyoruz…
Bu yazının etiketleri:
ben de istiyorum,
her gün bir ürün,
indragandi,
klon,
para,
rekabet,
site,
ucuz teklif
Sayfa başına dön
Mücahit yazar kişisi, 18 Mart 2008 04:20 zamanında yazmış.
Kategorileri: internet, siyaset
Kalıcı bağlantı - Yazıcı dostu görünüm
bir internet sitesi. videolarınızı upload edebiliyorsunuz, başkalarının upload ettiği videoları izleyebiliyorsunuz. onlara yorum yapabiliyor, değerlendirebiliyor ve favori olarak gösterebiliyorsunuz. bu sitedeki videolarıyla meşhur olan ve ortaya çıkan yetenekli/yeteneksiz bir çok insan var. dünyanın en çok girilen 2. sitesi, Türkiye’nin ise 3.
bir siyasi parti. çeşitli badireler atlatmış. ne olduğunun önemi yok. bir seçimle % 33 oy alıp tek başına iktidar olmuş. vaatleri, duruşu ve hareketleri belli. bir değişiklik de yok. yani kurulduğundan bu yana aynı çizgide ilerliyor. çeşitli yasalar çıkartıyor ve ideolojisine uygun olarak hareket ediyor. bir süre sonra yapılan seçimde oyları daha da artıyor ve %46 yı buluyor. yine tek başına iktidar. üstelik halkın %88 inin temsil edildiği bir mecliste.
herkesin kullanımına açık olan web sitesine kötü insanlar da girebiliyor tabiki. ve içerik açısından kötü diyebileceğimiz videolar ekliyorlar. bunun sonucunda site engelleniyor.
parti anayasa düzenlemeye çalışıyor. kurulduğundan bu yana aynı çizgide ilerliyorken hem de. yani halkın desteğini arttırarak arkasına almış olarak. ve bunun sonucunda bundan hoşlanmayanlar partiyi kapatmak için dava açtırtıyorlar.
siteyi ısrarla kullanmak isteyenler alternatif yollar buluyor. dns in ne olduğunu bilmeyen adam dns adresini değiştirerek siteye giriyor. proxy sunucularını kullanıyor. ne olduğunu bilmeden. ve yasaklama siteyi daha popüler hale getiriyor.
partisi kapatılan kişiler alternatif bir parti kurmaya girişiyor (herkesçe malumdur böyle olacağı, geçmişte de olmuştur). siyaset yasağı getirilen insanları ise bir kenarda tuttuklarını zannediyorlar. ve bunun, onların oylarını arttıracağını tahmin edemiyorlar.
site daha önce de engellendiği için hem gündeme gelmekten mutlu hem de ne yapacağını nasıl bir yol izleyeceğini biliyor. daha önce de engellenmişti ama ülkede 5. sıradan 3. sıraya yükselmişti.
partililer daha önce de yasaklandığı için gündemde olmaktan mutlu lobi faaliyetlerine devam ediyor ve nasıl bir yol izleyeceğini de biliyor. daha önce de yasaklanmışlardı ama oyları inanılmaz derecede arttı. hatta üstüne bir daha arttı. tekrar artacağı da pek muhtemel.
şimdi bu durumda siteyi engellemekle amaca ulaştık mı? site dersini aldı da, bütün kullanıcıları ihtar etti de, istenmeyen videolar yüklenmiyor mu?
şimdi bu partilileri engelledik de amaca ulaştık mı? onlar dersini aldı da bundan sonra laiklik ilkesine uygun mu davranacak? veya onlara oy verenler artık vermeyecek mi?
şimdi tekrar düşünün efendim. yasaklamanın saçma olduğunu söyledik durduk. bir siyasi parti niye yasaklansın ki? hem de %46 oy almış bir parti? halkın %46 sını da yasaklayabilecek misiniz? youtube un bilmem kaç zilyon kullanıcısını da yasaklayabilecek misiniz?
Bu yazının etiketleri:
akp,
engel,
kıyaslama,
seçim,
web sitesi,
yasak,
youtube
Sayfa başına dön
Obiwan yazar kişisi, 10 Mart 2008 23:06 zamanında yazmış.
Kategorileri: derdimi döküyorum, internet
Kalıcı bağlantı - Yazıcı dostu görünüm
tam olarak ne yazacağım konusunda fikir sahibi olmadığımdan devrik cümlelerle ve mücahit’e teşekkürle başlayayım bari. bu yazıyı yazmadan yaklaşık kırk dakika önce cinnet geçirip msn listemin yarısına attığım bir mailden ötürü bunu sadece msn listemle değil tanıdık tanımadık herkesle paylaşmak istedim, aklımda bir ampül yandı ve hemen mücahitin yanına koştum. “mücahit…” dedim “bişi sorcam”… “sor” dedi ve ben de bi yazı yazıp yazamacağım sorusunu patlattım hemen. “olur” dedi ve hemen beni gaza getirdi. gerçi kendisi denetlicekmiş direk koyma siteye dedi kıllanmadım değil ama olsun içimdekileri bi yere yazmam lazım en nihayetinde.
saçma bir giriş yaparak kendini “marjinal, laf oyunlarının adamı” sanan herkes gibi artık konuya girmek istiyorum. başlıktaki iki harften tahmin edenler oldu mu bilemem ama konumuz tam olarak türkçeleştirilemeyen (hatta çevirisinin olmasını istediğim bir kelimedir) “forward” hadisesidir. neredeyse 10 küsür yıldır bu msn adresinde yazılı olan maili kullanmaktayım (yalan değil gerçek) ve artık kusmak üzereyim bu başlığının başında “fw:” olan mesajlardan. yahu ömrümde bi kere merak edip içini okudum sapık bişey çıktı (hatta söyleyeyim yok efendim bi evliya rüyasında Hz. Muhammed’i görmüş bunu herkese yay demiş buna yardımcı olmayan da müslüman değilmiş. gerçekten okudum bunu…) dedim nedir ki bu? niye bir kaç tanesi dışında zerre tanımadığım mail adresleriyle birlikte bana gönderilmişti? tutup da “yahu olm bak elemanın biri bunu yayıyor şimdi… sonra bu liste dönüyor dolaşıyor tekrar ona geliyor adam da bin dene mail adresi toplayıp bunları firmalara satıyor parayı kırıyor bla bla bla…” demeyeceğim çünkü umrumda değil tanımadığım binlerce adamın maili kime gidiyor (devrik cümleler tahminim işe yarıyor yazması da keyifli. hem son anda aklıma geleni ekleyebiliom) Ama ben istemiyorum, bana tanımadığım binlerce insana gönderilen mailin gönderilmesini. Zaten iki yıldır zerre fikrim olmayan ve aşırı uzun soyada sahip bir kadının türksel ve banka ekstresi bana geliyor gıcığım, benle alakasız şeylerin bana gelmesinden, bi de bugün ne göreyim??? Üç dene FW: başında olan mail birden gelmiş! Hayır hotmail’in spam filteri (filter nedir hocam. Bu bölüm iyice bozdu beni) acayip kötü olduğu için sadece listemdekilerden mail alayım diyorum (ki galiba 4-5 yıldır böle yapıyorum) ama tanıdıklarım beter çıktı! Zaten bir gün şu kadını arayıp diyecem “Hamfendi şu şu şu numaraları aramışsınız. Acaba neden ısrarla bu bilgiyi benle paylaşıyorsunuz?!?!?! Değiştirsenize şu adresi yeter bea! Ekstren de geldi zati koca parası yiyion heralde her ay bir milyar kozmetik mi alınır?” (Aslında bi kere cidden ekstreye bakayım. O kadar banka göndermiş biri alsın okusun demiş) Dur bi paragraf yapayım…
neyse efendim bu nefretin üstüne gördüm bugünki FW: mailleri. zaten kaç gündür “neden türbana karşıyım biliyor musun?”, “laiklik elden gidiyor sen neredesin?” ve benzeri haddinden fazla gıcık başlıklı mail geliyor üstüne üstün bugün de efsanevi “yardım edemiyorsanız en azından tanıdıklarınıza gönderin” ve daha da kötüsü “bu maili FW etmek her müslümanın görevidir” başlıklılar geldi. artık kategorize ediyorum:
1-FW: etmezsem dinden çıkaran FW: mailler
2-Tanımadığım ve zerre takmadığım siyasi fikirlere sahip şahısların Türkiye sorunlarına çare bulmuşçasına acınası bir şekilde uğraşıp iki sayfa yazdıkları mailler
3-Duygu sömürüsü işini abartıp bir de “madem yardım edemeyecek kadar aciz, zavallı beş para etmez adamsın bari FW et” diyen mailler
4-Ki bunu daha önce söylemedim ama başlıklarını okumaktan en hoşlandıklarım “Bir konuda gerçeği yayan” mailler
önceki üç kategoriyi fazla eleştirmeyeyim ama sonunculara hastayım bir kaç bişey demem lazım. yahu geçen geldi “14 Şubat’ın gerçek yüzü” başlığı var. tabi başındaki FW: kısmını sölemeye tenezzül bile etmiyorum. zerre umrumda olmayan bir konu (tamam tamam kız arkadaşım yok asosyalim kabul)ki neden bunu 14 şubatta veya ona çok yakın bi gün atarsın! yahu sanane be adam (veya kadın veya kısaca forwardci diyelim) milleti rahat bırak neye inanıyorlarsa inansınlar. bu arada aklıma geldi ikinci okuduğum FW mail de böle “bilgilendirici” idi. hatta ülkemizdeki osminyum madenlerini anlatıyordu. vay anasını be dedim böyle ciddiye aldım, hala kendimden utanıyorum. sonra yok “bilmemneyin iç yüzü”, “falanca tarihte olan gerçek olaylar”, “bilmemne kralının içleri parçalayan hüzünlü gerçek hayat öyküsü” filan falan uzadı gitti de nereye bağlıcam ben bu konuyu…
paragraf yapmışken değineyim böle komik mailler felam var. valla bunları seviyorum diyebilirim. eğer link varsa veya dosya karşı taraf “ya ahmet baktın mı ne süper ötesi harika manyak bişi di mi?” dediğinde “eheh eheh” diye kalmamak için göz atıyorum. bir de böle forumlara çok yazarlar (veya biri “lan olm dün deli bişi geldi maille çılgın komikti…” diye anlatır) ilginç fw maillerle gelen olaylar. misal ben f.u.c.k kelimesinin kısaltmasını böle öğrendim ve çok da hoşuma gitti. Bu açıdan da fena değil gibi aslında fw mailler gerçi bunları yazmamam lazımdı büyük bir nefretle başlamıştım yazıya fw lerle ilgili. şimdi öfkem geçti. hatta şu benim ekstreci kadının tüm aradığı numaralara kontör atacam!
uzadıkça daha çok saçmalıyorum o zaman bitireyim. bugün listemdeki 20-25 kişiye
de attığım mailde yazdığım gibi şunu söylemek istiyorum; yalvarıyorum içeriği ne kadar mükemmel olursa olsun bana mail forward etmeyin! lütfen! en azından başındaki fw: kısmını silin, görünce direkt siliyorum çünkü!!
orada yazdıklarımı burada da yazam ama bi kaç değişiklik yapam ki “aklına
bişi gelmedi kopi peyst yaptı salak” denmesin:
FW:Bu yazıdan zerre bişi anlamasan da en azından arkadaşlarına gönderME!!!
FW:Neden forwardlara karşıyım?çünkü:…
FW:Bir forwardçının acı itirafı:”Ford değil forward abi wallaha!!!”
FW:2008′de 83 kişiye forward mail göndermezsen bin dene dileğin gerçek olacak
(Anaaa böle şeyler de vardı ben değinmedim bunlara. Nese ilk kez yazıom olur)
FW:Bunları okuyup hala bana forwardçılık yapan…Müslüman olmasın dinden
çıksın diyemedim böle bi nahoş his uyandı içimde. Acaba bu tip mailleri
başlatanlar da aynı şeyleri hissediyorlarmı?Lan banane sanane kimene milletin
dinden çıkıp çıkmaması?
FW:Kalmadı….
Bu yazının etiketleri:
açılış,
e-posta,
forward,
messenger,
obiwan,
spam
Sayfa başına dön