hayaaat, beni neden yoruyosun?
iş hayatı için arşiv
Mücahit yazar kişisi, 3 Temmuz 2008 22:30 zamanında yazmış.
Kategorileri: derdimi döküyorum, iş arıyorum, iş hayatı
Kalıcı bağlantı - Yazıcı dostu görünüm
günlerdir gözüme uyku sokmayan, üzerinde düşündüğüm vakitte kıbrıs meselesine bile çözüm bulabileceğime inandığım kilit cümle. kendini ifade etmek ve bunu benim öğrenmem… hala çıkamadım işin içinden…
malumunuz, bir süredir iş arıyorum. şu anda bir şirkette çalışıyorum ama -her ne kadar acayip yoğun ve fazla çalışsam da- o staj icabı. 8 ağustosta son bulacak. ardından ise ağustos ayından itibaren ve öğrencilik hayatım devam ederken çalışabileceğim bir iş arıyorum.
bu devirde iş bulmak kolay olmadığından; değişik yöntemlere başvurmak, dikkat çekmek ve kendini pazarlamayı bilmek gerekiyor. ben de geçenlerde kahve içerken birşeyler düşündüm. ne içtiysem (dark mocha frappuccino) yaramış olmalı ki gerçekten kafam çalıştı. hemen kağıda not aldım. ki ben her zaman yanımda kağıt kalem taşımam, önceden hazırlanmış bir komplo olarak da nitelendirmedim değil. neyse yazdım çizdim derken güzel bir proje çıktı ortaya. hemen eve gelip bir sunum ve bir belge hazırladım.
tam da o sıralarda Arda Kutsal‘ın hazırlayıp sunduğu Webrazzi & TechCrunch MeetUp vardı. hem orada, hem de oraya gelmeden bir kaç kişiyle paylaşmak ve akıl almak istedim. çok da iyi etmişim sanırım, zira aldığım aklı hala aklım almadı…
çok sevdiğimiz, saydığımız fikir atölyesi abimiz Tunç Kılınç‘ı buldum etkinlikte. gittim derdimi anlattım. daha doğrusu anlatamadım. nasıl oldu ben de anlamadım. o denli gevelemişim ki lafı, adam, pardon Tunç Abi, bana bu başlıktaki cümleyi söyledi. tokat gibi yapıştı bana. hala etkisindeyim, elim ayağım titriyor walla..
ilk defa böyle bir cümle duydum. ilk defa biri bana kendimi ifade edemediğimi söyledi. ki ben tam tersi yönde olduğumu düşünürdüm. hatta öyleyim anasını satayım. ama Tunç Abi’ye anlatamadım. ben de farkettim anlatamadığımı. sonra olayı kafamda tekrar canlandırdım. bu cümleden bir ders çıkarmalıydım. madem ki beni doğru dürüst tanımayan ve cin fikirleri analiz etmeyi bilen birisi söyledi, ters giden bir şeyler var demektir.
o günden beri düşünüyorum. kendimi, kendimi ifade edişimi.. bazen dediğim dedik olup eleştirileri sallamayabiliyorum, bunun farkındayım. ama özellikle dostlarımın beni eleştirmesini isterim sıklıkla. ama hiç böyle bir şey duymamıştım. ailem de eleştirir, onlardan da duyduğumu hatırlamıyorum. sevgili ailem ve dostlarım, siz farkettiyseniz böyle bir şey lütfen bu yazıya yorum bırakın.
psikolog desteği aldığımı biliyorsunuz zaten. son terapide doktorum bana hayattaki amacımı sordu. anlattım, kağıda yaz dedi. şöyle ki:
1) hedefin ne?
- vizyon ve misyon
- ne kadar istiyorum?
- ne kadar gerçekçi?
2) kaynaklar
- sahip olunanlar
- ihtiyaç duyulanlar
3) yöntem
4) denetim
tüm bunları belirle, bir yere yaz dedi. ve en önemlisi, her bir yazdığım element için 5N1K yı sor kendine dedi. böylece hayattaki hedefini daha net belirler ve ona ulaşmak adına daha sistemli çalışırsın dedi.
işte bu soruları cevaplandırmaya çalışırken geldi aklıma bu yeni fikir. sonra ona çalıştım biraz. sonra da akıl isteyeyim dedim, gerisini biliyorsunuz.
yani psikologun dediğini Tunç Abi de söyledi. tabi psikolog işi biliyordu, küt diye söylemedi :) demek ki biraz dayak yesem adam olucam. askere mi gitsem ne yapsam..
evet hala düşünüyorum. bence kendimi ifade edebiliyorum, ancak herkese değil. ikna edici olamayabiliyorum. ya da fazla sabit fikirliyim ki, beni tanımayan kişi anında kestirip atabiliyor. beni dinlemeyebiliyor. Tunç Abi yanlış anlamasın, o dinledi ama dinlemeyebilirdi. bu da bir gerçek işte.
o zaman ne yapıyoruz? kendimizi ifade edebildiğimizi kallem-i cihan’a gösteriyoruz. nasıl mı? bekleyin efenim.. “mücahit 2.0″ geliyor!!!
Bu yazının etiketleri:
ben,
etkinlik,
hayat,
hedef,
iş,
kariyer,
psikolog,
tunç kılınç,
web 2.0
Sayfa başına dön
Mücahit yazar kişisi, 13 Mayıs 2008 12:01 zamanında yazmış.
Kategorileri: bilişim, etkinlik, iş hayatı
Kalıcı bağlantı - Yazıcı dostu görünüm
yahu şu Blog Konferansı‘na ve Blog Ödülleri törenine katıldım da, utandım vallahi. orada o kadar insan tanıyorum. çoğu da beni tanıyordu. ama ben 2-3 haftada bir yazıyorum. hoş olmuyor böyle. daha sık yazmak lazım.
o zaman birkaç kelam edeyim madem. öncelikle Eray Endeş‘i ve Mehmet Nuri Çankaya‘yı tebrik ediyorum. gerçekten başarılı bir organizasyondu. ilk olması açısından gayet tatmin ediciydi. bir tek ödüller fasondu, ama önümüzdeki yıllarda o mevzunun da çözüleceği inancındayım. hemen akabinde Barış Ünver‘i, Volkan Yılmaz‘ı, Erhan Yakut‘u, Hakan Demiray‘ı, Bünyamin Ayar‘ı ve Okan Yüksel‘i aldıkları ödüllerden ötürü tebrik ediyorum. Okan’ınki hariç zaten takip ettiğim bloglardı ve bu kategorilerde ödül almayı hakettiklerine inanıyordum. Okan’la da konferansta tanıştık. konferanstan sonra da Okan, Levent Özen ve hüseyinle birlikte ortaköyde kumpir yiyip çay içerekten sarı kırmızı boğaz köprüsü izledik (birazdan geleceğim o konuya da). Volkan Yılmaz’la (nam-ı diğer wolkanca) ilk kez karşılaşmıştık o da güzel oldu. bilahare bir akşam kendisiyle nargile içmek de isterim ki bunu ona da söyleyeceğim zaten.
hah az daha unutuyodum, Tunç Kılınç, süper adamsın. İlk fırsatta üniversitemde bir söyleşiye katılması için çabalayacağım. oturum yönetme tarzı da çok hoşuma gitti, yapacağım etkinliklerde hep aklımda olacak.
evet o akşam Galatasaray da şampiyon oldu. fenerin yenilmesi ve beşiktaşın 10 dakikada 4 gol atması şaşırtıcıydı. maça gidecektim normalde, ama hem işteyken bilet alamadım, hem de zaten 25.000 kişilik stadda 300.000 kişi bilet almaya çalışmış. zaten alamazmışım. karaborsaya da para vermek istemedim.
o gün öyle biterken, pazar günü de oldukça keyifliydi. sevgili Ufuk Kılıç ile birlikte önce Moda’da belediyenin tesislerinde kalamış manzarasına karşı nargile içtim, akabinde güzel bir boğaz turu yaptık. ha bu arada, şu turyol motorları da çok gürültülü oluyor. kafa kazan gibi oldu inene kadar. bambiden yediğim kaşarlı dürümün tadı da hala damağımda :)
pazartesi yine iş başladı. hayat rutin akışına devam etti. pazartesi akşamı astoria alışveriş merkezini gezdim. çok gereksiz olmuş. zaten boştu içerisi. burger king de olmasa aynen çıkacaktım dışarıya. yemeği de orda halledip eve geldim.
şu bloga daha çok zaman ayırmalıyım. güya tasarımda oynamalar yapıp son şeklini verecektim, betalıktan kurtaracaktım. bir de Levent Özen ile giriştiğimiz proje var ki, yakında duyarsınız zaten…
şimdilik hoşçakalın.. 2-3 haftaya kalmaz tekrar yazarım… (resmen vedalaştım lan.. o kadar az yazıyom işte..)
Bu yazının etiketleri:
bambi,
blog,
blogkonferansi,
etkinlik,
galatasaray,
iş,
istanbul,
kumpir,
moda,
nargile,
ödül,
ortaköy,
site
Sayfa başına dön
Mücahit yazar kişisi, 28 Nisan 2008 22:44 zamanında yazmış.
Kategorileri: iş hayatı
Kalıcı bağlantı - Yazıcı dostu görünüm
nasıl gözüküyor acaba dışardan bakınca? bildiğin tester dediğinizi duyar gibiyim. ama benden istediklerine bakınca pek öyle değil gibi sanki. anlatayım efendim.
üniversitemin “ortak eğitim” adını verdiği staj uygulamasını gerçekleştirmek üzere Denker Elektronik ve Bilgisayar San. Tic. Ltd. Şti.‘nde işe başladım. stajdan neden iş diye bahsediyorsun diyebilirsiniz ancak bizim stajımız iş oluyor. eğer her yıl 3.5 ay sürüyorsa, maaş alıyorsanız ve şirketler sizi çekinmeden projelere dahil ediyorsa, staj bittiğinde iş teklifi geliyorsa buna staj demeye gerek yok efendim.
başta istemeyerek gittiğim bu şirketin aslında tam bana göre olduğunu öğrendim ilk günümde. yazılım üreten bir firma. sitesine bakıp aldanmayın, elbette barkod vs. işleri de yapıyorlar ama o şirketin alt katından oluşuyor. üst katta yazılım üreten bir departman var. çalışma şekilleri ise gayet ilginç; yazılımları çeşitli alt kısımlara ayırıp “outsource” ediyorlar. türkçe meali dışarıya yaptırıyorlar. rentacoder.com gibi sitelerde programcılar bulup modüller halinde para karşılığı yaptırıyorlar. bu modüller teslim alındığında ise iş başa düşüyor.
işte tam bu noktada devreye “Software Test Engineer” denilen test mühendisleri giriyor. (ki benim de görevim ve sıfatım da bu olacak) Gelen kodlar önce test ediliyor. Bu test çeşitli şartları sağlama durumuna göre neticeleniyor. testi geçen modüller diğer modüllerle yine bu mühendisler tarafından birleştiriliyor. zaten yazılım tasarımını yapan ve hangi modüllerin dışarıdan sağlanacağına karar veren mühendislerimiz, yerine göre modülü kendisi yazıyor.
olayı en basit halde ifade etmek gerekirse, işin inciğini cinciğini -parası neyse verip- dışarıya yaptırıyorlar ve asıl önemli kısımlarıyla daha çok ilgileniyorlar.
bu işin beni mutlu eden yanları ise maaşımın gayet iyi olması (önceki stajım ve diğer arkadaşlarıma nazaran) başta olmak üzere, çalışma ortamı ve yapılan iş. benim gibi kod değiştirerek kendini geliştiren birisi için test etmekten daha güzel iş olamazdı.
şirket şu sıralar kiosk yazılımlarıyla ilgileniyor. süpermarket zincirlerine kart okuyan ve localhostta apache ve mysql bulunduran makinalar veriyorlar. ve arayüzü de php ile kodlayarak web sayfası yapmış oluyorlar. işin bu yönü de bana uyması bakımından gayet hoş.
tabi güzel öğlen yemekleri ve 9.00 - 18.30 mesaisi de güzel oldu. sabah daha çok uyumak demek :)
daha fazla şirketin işlerini ifşa etmemek adına konuyu burada noktalıyorum. bakalım geçen zaman bana neler gösterecek…
Bu yazının etiketleri:
arayüz,
ben,
bilgisayar mühendisliği,
denker,
iş,
kiosk,
ortak eğitim,
para,
süpermarket,
test,
yazılım
Sayfa başına dön
Mücahit yazar kişisi, 27 Nisan 2008 21:08 zamanında yazmış.
Kategorileri: blog, dostlarım, etkinlik, gezi, iş hayatı
Kalıcı bağlantı - Yazıcı dostu görünüm
yahu çok zaman oldu yazmayalı. ama hiç zaman bulamadım. kısa bir özet geçeceğim yazmadığım zamanda başıma gelenler konusunda.
efendim 11 nisanda Microsoft Üniversite Lansmanı üniversitemde yapıldı. Yerel organizasyondan sorumluydum, MS Türkiye Genel Müdür Yardımcısı Cemal Akyel’in ifadesiyle, sorunsuz bir şekilde tamamlandı.
12 nisanda Türk Blog Yazarları Ankara Buluşmasını gerçekleştirdik sevgili Barış’ın emeğiyle. ayrıntılı bilgiyi Barış’ın sayfasından ve diğer arkadaşların sayfalarından edinebilirsiniz: [1][2][3][4][5][6][7][8][9][10][11]
20 nisanda finallerim bitti. 21 nisanda urfaya gidecektik, gezi iptal oldu. o arada da staj yerimle ilgili bir kaç problem yaşadığım için samsuna da gidemedim ve 1 haftalık sömestr tatilim ankarada boş bir şekilde geçti. gerçi sonunda staj yerim ayarlandı. onunla ilgili yazıyı yarın ilk işgünümün ardından yazacağım.
zorlu geçen final dönemini atlattım. şimdi 8 ağustosa kadar istanbulda çalışacağım. sevgili elifle aynı şirkette çalışacaktık ama kısmet değilmiş öyle olmadı. şimdi hiç değilse aynı şehirdeyiz. beraber bolca zaman geçireceğiz. gerçi hesapladığım kadarıyla görüşmeyi planladığım kişi sayısı 50 civarında ama bir şekilde olacak artık :)
bu arada istanbuldaki blog yazarları toplantılarına da katılmaya çalışacağım. bu ankarayı sattığım manasına gelmez. her an ankaraya atlayıp gidebilirim. belki organizasyonunda yer almam ama katılmaya çalışırım.
işte böyle efenim. blog dediğini insanlar günlük yazar, ben aylık yazıyorum anasını satayım. ama yazıcam artık. istanbulda yazacak şey de bulurum zaten. geçen seneki yazılarımı okuyanlar bilir.
yarın işim hakkında birşeyler yazacağım, şimdilik hoşçakalın. hazır istanbuldayken görüşmek isteyen olursa yandaki iletişim formunu kullanabilirsiniz.
hah az daha unutuyordum, ilk defa biri benim karikatürümü yaptı ve beni çok mutlu etti.
işte o karikatür:

ve işte kaynağı: Gayri Ciddi. bu arada şunu da vurgulamadan geçemeyeceğim ki, abi demişsin bana eyvallah gözümsün, ama ben 21 yaşındayım :) hayır, tipten yaşlı gözüküyorum o yüzden insanlar yaşlıyım zannediyor. Otopsiraporu’na tekrar çok teşekkür ediyor, sevgilerimi sunuyorum.
Bu yazının etiketleri:
ankara,
ben,
blog,
elif,
gezi,
iş,
istanbul,
karikatür,
microsoft,
sınav,
site,
türk blog yazarları
Sayfa başına dön